ERCİYES’TEN ESİNTİLER
Turhan Nesimi Küçükusta, 25 kasım 1925 yılında Kayseri’ de doğdu.
Hamdi Bey ve Zarife Hanım’ ın oğludur. İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi’ ni bitirdi. Kayseri ve İstanbul’ da serbest dişhekimi olarak çalıştı.
Şiirleri daha önce Kayseri’ de 14 Mart Gazetesi, Mızrap, Erciyes, Yeni Defne, Türkiye Gazetesi gibi çeşitli gazete ve dergilerde yayınlandı. Şiirlerinde Aşık Detayi mahlasını da kullandı. Müzikle ilgilendi; ud ve keman çaldı.
Bu kitapta yer alan ve mahalli deyim ve kelimelerden oluşan Kayseri Faslı isimli şiiri ‘Hem Okur Yazarım Hem Kayseriliyim’ isimli küçük bir kitapta yayınlandı.
Fevziye Hanım ile evli olan şairin Ahmet Rasim, Pembegül ve Neveser isimlerinde üç çocuğu ve yedi torunu (Umut, Bestegül, Bekir, Emin, Kerime, Osman, Turan) ve 4 torun çocuğu (Nur, Hüseyin Rahmi, Eda, Oğuz) vardır.
27 MAYIS CADDESİ DESTANI
Dediler ki: Yirmi Yedi Mayıs’ ta,
Para harman imiş dermeğe geldim,
Bu güzel caddenin filân yerinde,
Bir daire boşmuş, sormağa geldim..
Dediler sen de gel kısmetin bekle,
Hasta sayısına yenisin’ ekle,
Dört levha istermiş, olmazmış tekle,
Ben otuz tanesin asmağa geldim..
Hâzikler, nâzikler, ehiller burada,
Başka semttekiler çıkıntı, hurda,
Kapı bekletilir sansara, kurda,
Ben kırk-ellisin’ salmağa geldim..
Bir hasta gelirse yüzle-yüzonla,
Sonunda çıkarmış gömlekle donla,
Her vak’ a biterse böyle bir sonla,
Ben de nasibimi almağa geldim..
Ne derin var ise, buradadır deva,
Kar yağdı soğudu karıştı hava,
Kiminiz hicazkâr, kiminiz nevâ,
Ben papel-buselik çalmağa geldim..
Te.Ne.Kem ilk önce atmış temeli,
Cümlenin burada gözü, emeli,
Yumurta gelmeli, culuk yemeli,
Hastayı kaz gibi yolmağa geldim..
Kayseride 14 Mart Gazetesi:1963
ALKIŞLAR KESİLİNCE
Vuslat ümidiyledir manası ömrümüzün,
Yoksa değer mi bilmem bunca gam bunca hüzün,
Bir ışık görmesek de sesleri duymak yeter:
Kalmıyor çünkü farkı gecelerle gündüzün…
Hayat çekilmez bir yük, sevip sevilmeyince,
Boş yere hayıflanmak, düşünmek ince ince..
Mademki gelmiyecek mutluluk denen peri:
Çekilmek var sahneden, alkışlar kesilince..
Mızrap: Eylul-1984 Turhan Nesimi (14.6.1984)
APARESK-I
Çıkmadı hayâlimden, düşümden gülen yüzün,
Bırakmadı peşimi gölgemmiş gibi hüzün.
Sen ümitler yolcusu…Bendeyse batmakta gün:
Sönmüş bir yanardağım, her yanım siyah küller,
Açar mı bu bahçede güneşsiz kalan güller?
Her mevsim rüzgarında duyulurdu nefesin,
Öylesine büyülü, sıcaktı, hoştu sesin.
Gizli bir ses haykırır: ‘’Sen rüya görmektesin !’’
Oysaki kanımdasın, nerden ne bilsin eller,
Sinemin ateşi ile tutuştu karanfiller…
Erciyes-Ocak 1985 Turhan Nesimi Küçükusta 3.1.1984
APARESK-II
Güftesiz şarkı gibi duygularla sezilen,
Bin ışık, bin ümittin, umulmaz anda gelen;
İki mavi sarmaşık gözdü ruha süzülen:
Yaktı kor ateş gibi can evimi o bakış,
Çevre misali sinem, rengarenk nakış nakış…
Esrarlı bir ülkesin dört mevsimde gezilen,
Nâdide cevâhirsin gerdanlara dizilen,
Yıllanmış mey benzeri, tâ ölünce bezilen:
Engin denizler geçtim, boğdu bir damla akış,
Sen varsın ya içimde, ister bahar ister kış…
Erciyes: Eylül-1985 Turhan Nesimi Küçükusta 1.9.1984
ASENA’ YA
Tarih teknesinde yoğrula geldim,
‘’Turan’’ dan Alp’ lere çağrıl geldim..
‘’Bozkurt’’ yol gösterdi, doğrula geldim,
Isıtan güneştim, serinleten ay..
Börkümde alev tuğ, elde gökbayrak,
Bozkırda yağmurdum, çölde kar ak-ak..
Sıradan kırk yiğit sala koyarak:
Vardım Rumeli’ne.. Vay, küffara vay..
Bizans’ ı fethetmek kutsal yeminim,
Türklük cevherimdir, İslâm ki dinim..
Mevlânâ’ m, Yunus’ um, Akşemsettin’ im:
Hey gönül erlerim, Erenlerim hey..
Ulubatlı’ larım burçta göründü,
Burçlar üç hilâlli duvak büründü..
Mazlum alkışladı, zâlim yerindi:
Çün, elimde kılıç, dudağımda ney..
Ağustos-1984 Dr. Turhan Nesimi Küçükusta
BANA NE*
Varsın eller giysin yeşili moru,
Yarim kuşanmamış aldan bana ne?
Şahlanıp kişnesin kestane doru,
Atım eşindirmez naldan bana ne?
Salınarak çıkar nazlım çayıra,
Aman göz değmesin Mevlam kayıra,
Düşüme girmez ki yoram hayıra,
Sonu yare varmaz yoldan bana ne?
Kekliğim yol gözler, kınalar yakmaz,
Kör olası gurbet yakam’ bırakmaz,
‘’Tez gel ağam…’’ sözü yürekten çıkmaz,
Bülbüle yüz vermez, gülden ban ne?
Turnalar getirmez haberi yardan,
Dostun köyü sapa, geçilmez kardan,
Göç etsem diyorum ben bu diyardan,
Dağlar geçit vermez, belden bana ne?
Gel sunam açıver bana kucağı,
Tazele küllenmiş sönen ocağı,
Başlasın yeniden muhabbet çağı,
Yangınım söndürmez selden bana ne?
Güzeller bilirim kahrımı çekmez,
Biri bana yeter gayrı gerekmez,
Gönlüm bahçesine yaban gül ekmez,
Kekik kekik kokmaz baldan bana ne?
Sırmalı çevresi koynumda saklı,
Rüyamı süslese telli duvaklı,
Kalmadı sağduyum yitirdim aklı,
Sazımda ses vermez telden bana ne?
Eller güler oynar ben katı yasta,
Gözlerim kapıda kulağım seste,
Arayıp soran yok DETAYİ hasta,
Adımı zikretmez dilden bana ne?
Erciyes: Aralık-1983. Âşık DETAYİ
* Bu şiirin üç kıtası Erol Sayan tarafından hüseyni makamında ve curcuna usulünde bestelenmiş olup ilk kez 13 Şubat 2010 tarihinde Kanal 24′ de Bizim Nağmeler proğramında Dr. Adnan Çoban tarafından yorumlanmıştır.
BİLLUR KÖŞK
Ayyüzünden taşan nur,
Ufkumu aydınlattı.
Sanki baştan yarattı:
Gözlerimden okunur..
O benim tâ içimde,
Ama hasretim yine.
Hiç sevdâ çekmeyene.
Anlatılmaz biçimde..
Onunla hoştu bahar,
Yaz onunla sıcaktı,
Sessizce kalbe aktı:
Orda Billur Köşk’ ü var..
Mızrap: Mart-1984 Dr. T.N.K 4.11.1983
BOĞAZİÇİ
Ey Fatih’ in ırkıma mukaddes emâneti,
Ey yurdumun yegâne gözbebeği cenneti..
Bu tarih beldesinin rüyâsı Boğaziçi,
Sevdâlı gönüllerin hülyâsı Boğaziçi..
Bir serap zannederdim defalarca görmesem,
Değer:’Muhteşem Nehir’, sudan ‘Ulu-Yol’ desem..
Seven canlar bu huzur cennetinde birleşir,
Şarkılar yankılanan yamaçlar şiirleşir..
Gurup vakti evlerin yangın var nicesinde,
Ay suda servi servi, şehrâyin gecesinde..
Fıstıkçamlı tepeler, erguvan dolu etraf,
Yazlar şehvetçe kızgın, baharlar sevdâca saf…
Sihrinde sarhoş olmuş yalı, köşk ve kasırlar,
Sana tutulmuş cihan, şâhit geçen asırlar..
Sebil sebil dağılmış Taşdelen, Hamidiye
Bir gören âşık olup inler ‘Ah Boğaz’ diye..
Göksu’ da, Çubuklu’ da konan çınar dibine,
İster üzgün, ister şen, erer istediğine..
Tekneler kıpır kıpır nazla sallanır suda,
Aşiyan’ lar, Bebek’ ler sanki düştür uykuda…
Bir süzülür bir dalar, martılar çığlık çığlık,
Her mevsim her saatta vuslat var, yok ayrılık..
Lâleler Emirgân’ da birbirile yarışır,
Hâfız Sâmi, Burhan’ lar bu cümbüşe karışır..
Hisarlar tevekkülle süzmekte birbirini,
Saymakla tükenmez ki hârika zincirini..
Bütün güzellikleri Tanrım vermiş buraya,
Lâyık görmüş mehtâbı Boğaz’ a, Marmara’ ya..
Yeni Defne-1988 Ocak-şubat 18.11.1984
ÇAĞRI
Kasada varsa para,
Düzlenir tüm eğrimiz,
Maldan ağırsa dara:
Yükü çekmez sağrımız.
Yakıtsız tütmez baca,
Bir ekmek bilmem kaça,
Kapına geldik hoca:
Dindir artık ağrımız.
Kişizade sır saklar,
Kiriş oldu barsaklar,
Et görmezse kursaklar:
Sızlamaz mı bağrımız.
DETAYİ der n’olmuşuz?
Derd ve gamla dolmuşuz,
Zannım çare bulmuşuz:
ARIBEY’ e çağrımız.
Aşık DETAYİ (24.11.19839
ÇAMANNAME
Evden eksiz etmez birçoklarımız
Çatlasa çamanı yer toklarımız
Şenlensin yılda bir kursaklarımız
Dazdaza buyurun, dazdaza dostlar.
Samırsağı didiş olup ezilsin,
Kavrulsun avurtlar, gözler süzülsün
Çaman elde değil bende güzelsin
Dazdaza buyurun, dazdaza dostlar.
Büberi ilkkanat, albostan ola
Bazlama çamanla çıkarız yola
Erciyes suları bağrıma dola
Dazdaza buyurun, dazdaza dostlar.
Her avrat karamaz bir marifettir
Ona çeşni veren et-suyu, ettir
Çaman Bastırmaya tattır, lezzettir
Dazdaza buyurun, dazdaza dostlar.
Çamana borçluyuz şu neşe’ emizi
Kırk katık içinde o çeker bizi
Turhan Nesimi de selâmlar sizi
Dazdaza buyurun, dazdaza dostlar
Turhan Nesimi Küçükustaoğlu 18 Kasım 1987.
STV’ ye GAZEL
Bu güzide meclisten sonsuz haz almaktayım,
Bir hafta boyunca hülyaya dalmaktayım…
Süzülüp ‘’Çamlıca’ dan Kalamış’ a…’’ seyrine,
Nağme nağme rûhumu huzura salmaktayım…
İple çekmedeyim şu Çarşamba günlerini,
Ancak o gecelerde sürurla dolmaktayım…
Sâzendelere gıpta, Hânendeye hayranlık,
O tellerde, o dilde özümü bulmaktayım…
Selâm size gönülden, alkış size yürekten,
Sâyenizde felekten çok gece çalmaktayım…
Ey NESİMİ uzatma, şimdi sâzın vaktidir,
‘’Hoş Sadâ’’sız demlerde gün gibi solmaktayım…
Göztepe: 26.1.1997 Dr. Turhan Nesimi Küçükusta
ÇİÇEK ÇİÇEK SEYAHAT
Yine çağlayıp coştum,
Dağ bayır dere aştım,
Gönül sesine uyup:
Çiçek çiçek dolaştım.
Turuncusu allısı,
Yeşil ince dallısı,
Ayyüzlü, kız bellisi,
Hepsiyle selamlaştım.
Gül atılmaz yabana,
Süsen göz kırptı bana,
Çiğdem Mevlâ’ dan yana,
Gelincik balayında.
Sümbülün boynu bükük,
Mimoza küser çabuk,
Kaktüs iğneli çubuk,
Çöl işin kolayında.
Manolya dallar bezer,
Nilüfer göller gezer,
Karanfil yaprak dizer,
Lâlem yurdu terk etmiş.
Kuşkonmaz gelmez ele,
Ortanca düşmüş dile,
Nergis-Müge elele,
Papatya kıra gitmiş.
Sardunya, Begonyalar,
Zakkuma fıçılar dar,
Menekşe herkese yar,
Orkide sosyeteli
Zambak, Şebboy rengârenk,
Kartopu dal dal hevenk,
Itır kokuya mihenk,
Mis gibi Hanımeli.
Parlar süslü Filbahri,
Minenin kalbde yeri,
Fesleğen Yalvaç teri,
Fûl Mısır’ a adanmış.
Pembe mavi Sarmaşık,
Gülhatmi dertsiz âşık,
Ayçiçeği her an şık,
O güneşe dadanmış.
Gezim mevsimler sürdü,
Bu gözler neler gördü,
O renkler, o kokular,
Yine Hakk’ a götürdü.
Mızrap: Ocak-Şubat, 1984 Dr. Turhan Nesimi
DERİM SANA
Sazım akort tutmaz, tel pas içinde,
Bülbül uçup gitmiş, gül yas içinde,
Çakıldan söz açma, elmas içinde,
Gönül kırat’ ını bil derim sana.
Bir yudum su mu var kırık testinde?
Abdest kalır sanma delik mestinde,
Dervişlik taslarsın çulun üstünde,
Önce kalp kirini sil derim sana.
Haddini bilmezsin, çizme aşarsın,
Arkını dar bulup dışa taşarsın,
Düzde tökezlerken gökte koşarsın,
Çok gördüm serabın çöl derim sana.
Gör gerçeği bassın ayağın yere,
Çağlayan değilsin ey kuru dere,
Eğer inanırsan bahta kadere:
O takdirde ehli dil derim sana.
Mızrap: Kasım-1983 Dr. Turhan Nesimî K 18.8.1983
Çamlıca’ dan Kalamış’ a programına saygılar !…
DİŞÇİ ESNAFNAMESİ
Esnaf düştü ‘’Garantili’ sözüne,
Ünitim var, röntgenim var gez beni,
Koca tabelalar batar gözüne:
Sağlık Müdürüne götür tez beni..
Kavlin üzerine diş mi çekersin,
Yüze, yüz yirmi beşe damak dökersin,
Dertleşme dedim mi, balsın, şekersin,
İnanamadım, bakışımdan sez beni..
Ne hekimsin, ne doktorsun, ‘Usta’ sın,
Akşam olur hastadan da hastasın,
Turşusun, hoşafsın, küpte tastasın,
Hayır dersen aranızdan çiz beni..
Heybeden, çuvaldan salon geçilmez,
Yemek artığından dişler seçilmez,
Bir-iki saatte fiat biçilmez,
Kılıç kesmez ama keser söz beni..
Te.Ne.Ke. fiattan dertli yaralı,
On yıl olmuş biz bu yere varalı,
Gâhi züğürt olduk gâhi yaralı,
Kadir Mevlâm Kayseri’ den çöz beni..
Kayseride 14 Mart Gazetesi:1963
ERCİYES ERCİYES
Düşte olsun görebilsem yüzünü,
Varsam doruğuna çıksam ERCİYES,
Kar, su kâr eylemez, ille buzunu:
Yanan yüreğime döksem ERCİYES !
Yaz-bahar gelende sende yaylasam,
Konup tekirine gönül eylesem,
Gecem gündüz olur seni söylesem,
Adına türküler yaksam ERCİYES !
İçerek, mermeri eriten suyu
Göğsünde yetirsem yarım uykuyu,
N’olur değiştirsen şu haşin huyu,
Küsen mi kulağın büksem ERCİYES !
Temmuz-ağustostur –tamam- sırası,
Gerdanında inci bağlar çırası,
Bir tas ayranınla gönlüm yarası,
Kapanır, başıma diksem ERCİYES !
Eteğin yal’ nayak gezdiğim bağlar,
‘’Alidağ’’ ‘’Yılanlı’’ çömezin dağlar,
Bağrında billurdan ırmaklar çağlar,
Bir taşın oynatsam baksam ERCİYES !
Haşmetine vurgun tüm Kayserili,
Muhabbetin sarmış bu koca ili,
Durulur, gönlümün bulunan seli,
Bir kez koyağından aksam ERCİYES !
Dağlar padişahım, var mı benzerin,
Hasretin içimde yaradır derin,
Duvaklı gelini mavi göklerin,
Yaraşır altın taç taksam ERCİYES !
Eski sevdalınım değilim yeni,
Öperim –gıptayla- ‘’Gördüm’’ diyeni,
DETAYİ! Yurt tutmuş bu aşk, bu teni,
Hoşnudum, acı da çeksem ERCİYES!
Erciyes: Ağustos-1984 Dr. Turhan Nesimî K. 8.7.1984
ESİVER GİTSİN
Mürşide uyarak bul doğru yolu
Şu sonsuz havayı hesaplı solu
Diyelim, toprağın petrolle dolu
Sen yine fitili kısıver gitsin
Bağında ne bir gül, ne bir kuş ses
Koskoca bir ömür hayal perdesi
NESİMİ arala, köhne kafesi
Kendi göklerinde esiver gitsin !
ESKİ ŞARKI
Çırpınıp duruyorum engin mavi denizde,
Görünürde ne liman, ne ufukta bir kıyı,
Pusulasız, dümensiz tekneyim peşinizde:
Düşürmem dudağımdan hâlâ ESKİ ŞARKI’ yı..
Gözlerim kapılarda teşrifi görmek için,
Mutribler arasında sâde sen yoksun, niçin?
Her mızrap darbesiyle erir de için için:
Düşürmem dudağımdan hâlâ ESKİ ŞARKI’ yı..
Zirvesinde bu gece hasret, arzu ve niyaz,
Sensiz güfteler hissiz, nağmeler buruk biraz,
Bekletme gel güzelim, ‘’İşte hazır ince saz’’:
Düşürmem dudağımdan hâlâ ESKİ ŞARKI’ yı..
Yeni Defne Haziran-1986 Dr. Turhan Nesimi K. 7.11.1985
GAZEL (Bir konserin ardından…)
Doldurunca sahneyi böyle Değerler’ imiz,
Huzur bulur kabrinde O Üstad Pirlerimiz..
Köklü musikîmizin şahlandığı gecede:
Taht kurdu sinelere şu gönül erlerimiz..
O billûr hançereler ördü sesten dantelâ:
Nefes gibi nağmeyle doldu ciğerlerimiz..
Mest olarak tâ arşa süzüldük kuşlar gibi:
Sürsün sonsuzlara dek ezgi seferlerimiz..
Hüznümüz, sevincimiz şarkılarda dillenir:
Bestelerle süslenir hattâ zaferlerimiz..
Milletçe içli nayız, bu yolda Mevlânâ’ yız:
Nice Dede, Ağa, bey… katında yerlerimiz..
Çehreler ışıl ışıl, yürekler kıpır kıpır
Canlandı gözümüzde şanlı devirlerimiz..
Bir altın anahtarla açıldı kâlblerimiz:
Perde perde nöbette civan erlerimiz..
Yeni Defne Nisan-1989 Turhan Nesimi Küçükusta 25.1.1986
GİDER
Bir dokun mızrabı gönül teline:
Gör nice nâleler dökülür gider !
Şahlar da kapılır sevdâ seline:
Tâcından tahtından çekilir gider !
Âşıkın önünde diz çöker dağlar,
Sazıyla şenlenir bahçeler bağlar,
Güllerle âh eder gizlice ağlar,
Beli bu uğurda bükülür gider !
Ferhat’ ı kahreder Şirin’ in nazı,
Leylâ’ ya kavuşmak Kays’ ın niyazı,
Gönlüne dil olmuş kerem’ in sazı:
Aslı’ nın peşine takılır gider !
Kimi kara gözlü kimisi elâ,
Güzeller yiğidin başına belâ,
Akıbet teneşir; verilir salâ
Dünyalık esvabı sökülür gider !
DETAYİ çözemez bu muammâyı,
Hakk’ yazar alnına kulun sevdâyı,
Harcı muhabbetsiz mânâ saray
Yerle yeksan olur yıkılır gider !
Mızrap: Nisan-1984 Âşık DETAYİ 13.2.1984
GİTSİN !
Yazık bulamadın gönül-dengini,
Böylesi talihe küsüver gitsin
Boşuna bekleyip durma engini
Gayri umudunu kesiver gitsin !
Şölene çağrılsan kürk yok giyecek
Arkan yok kalen yok esirgeyecek
Bir hırka bir lokma OH dedirtecek
Ul’orta laf etme susuver gitsin !
Bostan yeşermeden sam yeli esti
Ekini aprul-beş ayazı kesti
Nâçar su yolunda kırılır testi
Ayağı pek yere basıver gitsin !
Mürşîde uyarak bul doğru yolu
Şu sonsuz havayı hesaplı solu
Diyelim toprağın petrolle dolu
Sen yine fitili kısıver gitsin !
Bağında ne bir gül ne bir kuş sesi
Koskoca bir ömür hayal perdesi
NESİMİ arala köhne kafesi
Kendi göklerinde esiver gitsin !
17.7.1985 Dr. Turhan Nesimî Küçükusta
GÖNLÜM
Ne yaptım ne ettimse gönül senden geçmiyor,
Bunca güzel içinden başkasını seçmiyor..
İç de kurtul diyorum, şu zehri iç de gönlüm:
‘Şikayetim yok bu aşktan’ diyor da içmiyor..
Mızrap: Temmuz-1988
Es. Ka’ ya sesleniş
Alınsın servetim, çalınsın tâcım,
Ben sâdece sana, Sana muhtâcım.
Kerem et, artmasın hicrânım, acım,
Ben sâdece sana ‘ Sana muhtâcım.
Mızrap: Ağustos-1988
E.Ö.K’ ya
Sesinde güneşin sıcaklığı var,
Estirir imbatı mavi gözlerin..
Rüyada vasleder, gönüle akar,
Kasâvet kaldırır, dilden sözlerin..
Mızrap: Eylül-1983
ŞARKI
Esrarlı körfezde sandalla gezdik,
Şarkıyla, gazelle mest olan bizdik,
Yudum yudum içip zevki neş’ eyi:
Denizle mehtâbın sırrını sezdik..
Mızrap:Ekim-1983
GÖZLERİN
Yüreğim kararır, aklım karışır,
Ellere bakmasın aman, gözlerin.
Düşüne düşüne gece erişir:
Girer düşlerime yaman gözlerin…
Yollar çatallanır güzel sevince,
Bir sancı sarar ki ince mi ince,
Bir kez o pınara dudak değince:
İçilir kanılmaz, umman gözlerin…
Sütliman gönlüme girdi kargaşa,
Tutuştu nefsimle aklım savaşa,
Bakar mı köhnemiş baharsız başa:
Sonsuza açılan zaman gözlerin…
Dilerim gül yüzün şakıya güle,
Kıymetin biline, elin öpüle,
Gözyaşın neş’ eden taşa döküle:
Gönül yelkenlime limangözlerin…
Yeni Defne Mart-Nisan 1988 Turhan Nesimi 23. Ocak 1986
GÜZELİM
Gerçi güzelliğin destan dillerde,
Gel benim gönlümü yıkma güzelim..
Misli yok yüzünün pembe güllerde,
Solarsın güneşe çıka güzelim..
Peşinde perişan sevdâlılar var,
Gözlerin çağırır, dillerin kovar,
Muhtâca sadaka bin belâ savar,
Fakirim kusura bakma güzelim..
El açıp kapına gelenlerdeniz,
Dost için baş koyup ölenlerdeniz,
Sâdıkız, iyilik bilenlerdeniz,
Lûtfunu başına kakma güzelim..
Neden hoşlanırsın varsam huyuna,
Kirpikler ok olmuş kaşın yayına,
Ne giysen yakışır fidan boyuna,
Nitsin gülü göğsün takma güzelim..
Sana kucak açtım sineme yaslan,
Kalbim kalen olsun gel orda üslen,
Hercaîlik yeter gayret et uslan,
Nesimi kulundan bıkma güzelim..
Mızrap: Mayıs-1984 Âşık DETAYİ 8.1.1984
GÜZELLEME
Hayâl ismin dilde hece,
Bilir misin hâlim nice?
Sensiz geçen gündüz gece
Yoktur ey sevgili, yoktur !
Sevda tanımaz ki mola,
Ara soğur devam yola.
Taşıyorum dola dola,
Çoktur kaygılarım, çoktur !
Kumral saçlar pürçek pürçek,
Serap değil o bir gerçek,
Esiriyim ölünecek,
Oktur kirpikleri, oktur !
Yorgun yürek çekmez acı,
Yağmur toprağın ilâcı,
Dilde şarkı:’’Gül ağacı..’’
Çektir hasretini, çektir !
Tanrım yaratmaz ki baştan,
Yenik çıktım bu savaştan,
Pay bu kadar soğuk aştan,
Aktır göz yaşını, aktır !
Bilmem beni nasıl sever,
Yeri gelir över över,
Bir an görmek dünya değer,
Tektir o cihanda, tektir !
Sohbeti hoş bir sevgili,
Şeytanı alt eder dili,
Pembe tenli, ay çehreli,
Göktür iri gözler, göktür !
Yüzbin güzele yeğlenir,
Kölesi gönlüm beylenir,
DETAYİ derde eğlenir,
Haktır bu söz ona, haktır !
Aşık DETAYİ (20.1.1983) Erciyes: Mart-1985.
HALİL KAMİL TEOMAN İÇİN
Bekâsız bu dünya, yok ki tıbbın çâresi,
Göçmüş Halim’ im ukbâya Kâmil’ âne vâh.
Kanar muttasıl kanar NESİMİ yaresi:
Teselli ne mümkin, oldu serbeser tebâh.
Erciyes: Ocak-1984. Dr. Turhan Nesimi 16.12.1983.
HASRET ÇİLE-ÇİLE
Mavi sarmaşığım pek özledim, gel,
Sönüp küllenmesin bu eski ocak.
Almadım günlerdir ne ses ne bir tel:
Hasret çile-çile, dert yumak-yumak…
Yalnızlık şarkısı dilimde her dem,
Yığılır içime dağlarca sitem,
Büyüsü elinde çöz ‘’A bir tanem!’’
Hasret çile-çile, dert yumak-yumak…
Nedir beni çeken, sendeki bu sır?
Düşüncem hür, ama yüreğim esir.
Sensizlik uzayıp olmakta asır:
Hasret çile-çile, dert yumak-yumak…
Gün seninle başlar, seninle biter,
Gecem karabasan, o başka keder.
Mevsimsiz bu duygu, ne çâre kader:
Hasret çile-çile, dert yumak-yumak…
Yeni Defne Ağustos 1986 Turhan Nesimi Küçükusta 30.10.1985HEM
SİHRİNLE KENDİNİ
Hem sihrinle kendini özletir aratırsın,
Hem o kumral saçları ellere taratırsın,
Bulutsuz bir semayı andıran gözlerinle:
İnan güzelim aşkı yeniden yaratırsın.
İçimde kopan fırtına zannetme ki dindi,
Ruhuma burcu burcu hicran acısı sindi
Aşkının sağnağında yıkanan emellerim:
Yıllarca gün doğacak ufuklarda gezindi.
1. kıta: 14.7.1985 2. kıta: 9.8.1985
HERKES Mİ BÖYLE
Hiç yoktan dertlenir taşar ağlarım,
Bir şarkı söylenir coşar çağlarım,
Günde kırk güzele gönül bağlarım,
Bir ben mi böyleyim, herkes mi böyle?
Elimde olmadan dalarım bir an
Doluşur içime türlü heyecan,
Beni bana komaz bendeki bu can,
Bir ben mi böyleyim, herkes mi böyle?
Bir damla mutluluk ve huzur için,
Bunca mücadele, bu kavga niçin?
Elli yıl koşmuşum peşinde hiçin..
Bir ben mi böyleyim, herkes mi böyle?
Dr. Turhan Nesimî 4.11.1984
KALPLERDE KALACAKSIN
Yaş ileri, yol yokuş,
Motor zayıf, yok çekiş,
Her güzele kör bakış:
Düşlere dalacaksın..
Taht mindere dönüşür,
Gülyüz soğur, kırışır,
Beklenen son erişir:
Orda yer alacaksın..
Kaçan av büyük olur,
Dağ erir, höyük olur,
Can bedene yük olur:
Git-gide dolacaksın..
Güz ermiş solar emel,
Su basmış, çöker temel,
Gözyaşın olsa da sel:
Oy-toprak olacaksın..
İner duvardan resmin,
Düşer dillerden ismin,
Omzunda eşin-dostun:
Yerini bulacaksın..
Ne yapsan hoş, elinle,
Gönül kazan dilinle,
Allah-Resul sevginle:
Kalblerde kalacaksın… 15.11.1988
KEL ALİNİN ÇİLESİ
Nerde bulup vursam derken ‘Merâl’ i,
Çıkagelmiş kermelek’ li Kel Ali,
Ökkeş Ağa çeker iken dişini,
Yığılmış oraya çuval misali..
Havahmasın denmiş, ‘’Ali bez dola.’’
Bu iş ısmarlanır kuvvetli kola,
Havlulu, başlıklı koca kafayla,
Gallangup almışlar, düşmüşler yola..
Çene kilitlenmiş, gözler belermiş,
Bakışı hazinmiş, kalbi delermiş,
Tuz koymuş, zift basmış, ispirto dökmüş,
Hoca çivilemiş, daha nelermiş..
Berbere uğranıp fikri alınmış,
Çekemem diyince şaşıp kalınmış,
Nasılsa akledip bizim esnafı,
Kökü onlar çeker diye salınmış..
Garantör dişçiden girip birine,
Bağdaşını kurar ayak yerine,
Ağrı bir taraftan, açlık ona denk,
Bayılmış, değince kıçı serine..
Sigara yakılıp üflenmiş duman,
Ali ‘’Karnım, demiş, ölüyom aman.’’
Esnafım hayretle açıp gözünü,
Karındaki dişe şaşar bir zaman..
Üstad kızmış artık açmıştır ağzı,
Karnın sebebiymiş bakla piyazı,
Öyle bir çekmiş ki dişi ağızdan,
Hem de çaldırarak nefesli sazı..
Tıp Balosu Gazetesi/14 Mart 1964
KİTABA GAZEL Cemal Kutay’ a
Bir masal perisine gönül vermiş gibiyim,
İlimdeki ölümsüz sırra ermiş gibiyim..
Tek gözüm görmediği, tek elin değmediği:
Cennet bahçelerinden çiçek dermiş gibiyim..
Vefâlı can yoldaşım, ey cömert akıl hocam:
Ordunun saflarında bir nefermiş gibiyim..
Ben ki sadık kulunum, sen gerçek efendimsin:
Sâyende aydınlığa hükümdarmış gibiyim..
Destan, efsâne sende, târih ve ibret sende:
Her neyi aradımsa sende görmüş gibiyim..
Doymadım sohbetine, satır satır içtim de:
Yeni baştan, çıktığım yere varmış gibiyim..
Aşkınla dola-taşa, yana-yakıla, pişe:
O KIRKLAR’ a karışan ruhda sırmış gibiyim..
Ey sihirli seccâdem, ey nur saçan mürşidim:
Mübârek eşiğine postu sermiş gibiyim..
KOCA ŞELÂLE
(Sn. Melahat Pars’ ın huzurunda…)
Kararmış ufkumda söktü şafaklar,
Nemlendi yıllardır kuru dudaklar..
Ne gam çoğalmışsa başımda aklar:
Bezminde CAN’lanıp erdik visâle !
Hazzın doruğuna uçtuk sazında,
Gördüm ki ‘’HOŞ SADÂ’’ çağlar özünde..
Itrî’ nin, Dede’ nin nurlu izinde:
Neş’ eye dönüştü sînede nâle !
En içli şiirler beste dilinde,
Arındı rûhumuz nağme selinde,
Saz başka inliyor, Âşık elinde:
İçmekle doyurmaz böyle piyâle !
Hünersiz çırağız meclisinizde,
Beşikte tanıştık o sesle biz de,
Göklere yükseldik, yüzdük denizde:
Perde perde vedâ ettik melâle !
Ezgiler taşıyor GÖKSU’ dan hâle:
Bir odaya sığmış koca ŞELÂLE !
Mızrap: Haziran-1984 Dr. Turhan Nesimî 19.5.1984
NE DEVRE KALDIK
SANA yağ da kuyruk hastaneler de,
Derdin en iyisi düşmemek derde,
Karacaahmet’ de inecek perde,
ECO’ cuk ne yapsın, suç enkazındır…
Anarşi girmedik bir yer mi kaldı,
Ahlakı saygıyı Faşizm mi çaldı,
Vicdanlar karardı, batağa daldı,
Bu bozuk düzende söz canbazındır…
Olaya bir doğru teşhis koymayan,
İki bin can alıp kana doymayan,
Oğul tanır mısın baba soymayan,
Kümes teröristle solcu kazındır…
Yirm’ ayda olanı SÜLÜ’ ye yıktık,
Her suçu faşizme yükledik çıktık,
Her sabah değişen fiattan bıktık,
Me.Ce.’ ye küfretmek naz-ü nazındır…
Doğru konuşursun ey Rüzgar Hasan,
Patlamış balona çok hava basan,
Rafa kaldırıldı töreyle yasan,
Meydan militanla düzenbazındır…
Sal’ a bindirildi sel aldı dili,
Cevaba –yanıt- der zirzop sevgili,
Te.Ne.Ke. lânetler, kimse âmili,
Olanak, saptamak o dilbazındır…
25.9.1979
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Tarih öncesinde kökümüz bizim,
Türklük cevheridir dokumuz bizim.
Altaylar’ dan kopup sellercesine:
Güneşler kararttı okumuz bizim.
Kanımla yoğrulan her karış toprak:
Sancağın yüzdüğü göğümüz bizim.
Hür geldik dünyaya, hür gideceğiz:
Baş eğmez açımız-tokumuz bizim.
Arkadan vurmayan eroğlu eriz:
Açıkta karamız-akımız bizim.
Mazlûma kaleyiz, zorbaya kılıç:
Şefkâtle adâlet yükümüz bizim.
Vatanım uğrunda açılan yara:
Göğüste en kutsal takımız bizim.
Yön verdik çağlarca koca târihe:
Cihana bedeldir tekimiz bizim.
7.10.1985 Dr. Turhan Nesimi K.
NEDEN?
Amanın dostlarım zaman bir tuhaf
Baba-oğul evde vuruşur, neden?
Ortada ne saygı, ne hatır kalmış,
Bebeler her işe karışır, neden?
Ne yokluk tanıyan, ne kazanç bilen,
Kaba şakalara gün-boyu gülen,
Şu sokak bu cadde pabucu delen,
Kız-oğlan çöplükte görüşür, neden?
Ellerde dolaşan ya GIRGIR ya FIRT,
Vitrinler dolusu o biçim yapıt,
O yüzden kafalar farımış çaput,
Fitnede, fesatta yarışır, neden?
Engerek kanına çörekleniyor:
Hak-Hukuk-Vazife: O ne ki diyor?
Türklüğü, İslâmı inkar ediyor,
Küfürde düşmana erişir, neden?
Maddeye kul etmiş yirminci asır,
Yürekler –inançsız- bağlamış nasır,
Eğitimci sapık, öğretmen kısır,
Millî kültür ile güreşir, neden?
NESİMİ gerçektir bu korkunç rüya,
Artık ermelidir ayaklar suya,
Eloğlu nicedir kurulmuş aya,
Daha ötesine girişir, neden?
Erciyes: Ekim-1985 Dr. Turhan Nesimi 22.8.1985
NELER GÖRDÜK
Felek izin verdi, biraz dolaştık,
Ceddinde küfredip kızanlar gördük,
Gâh düzde yol aldık gâh dağlar aştık,
Hazırı yiyerek azanlar gördük…
Gazel okuyarak geçiriri zaman,
Elâlem sersemdir kendisi yaman,
Havanda su dövüp kalemle heman:
Buz üstüne yazı yazanlar gördük…
Gücü yetse boğar bir kaşık suda,
Tilki gibi kurnaz her an pusuda,
Cennet köşkü görüp gece uykuda,
Gündüz meyhânede sızanlar gördük…
Köpeksiz köy bulmuş çomaksız gezer,
Gün gibi gerçekte çok hile sezer,
Kaşla göz arası kırk yalan düzer,
Kuşlukta orucun’ bozanlar gördük…
Körle geceleyip uyanır şaşı,
Kambersiz düğünde o çeker başı,
Yakıp ayırmadan kuruyla yaşı,
Can dostuna kuyu kazanlar gördük…
Irmak kenarına yapılmaz çeşme,
Kokuşmuş bu dünya üstüne düşme,
Hakkı’n huzurunda vardır ödeşme,
DETAYİ’ den üstün ozanlar gördük…
Erciyes: Mart,1984. Âşık DETAYİ 19.11.1983
O KAFA
Bakma sen Entellere her Müspete ‘’Hayır’’ der.
O eski tüfekler ki, inişlere ‘’Bayır’’ der.
Erciyeste gül bitse ‘’O gül değil, Çayır’’ der.
Sloganda emsâlsiz, soruver dağa-taşa:
Uyma sen ‘’O KAFA’’ ya gel Osman Özbek Paşa…
Kazmayla açtırırlar –tünel- Yassıada’ ya,
Çevirtir öğrenciyi kıyma-sabun-sodaya,
Her fırsatta soyunur ‘’Özgürlükçü’’ modaya,
İstenen huzur değil fitne-kaos-kargaşa:
Uyma sen ‘’O KAFA’’ ya gel Osman Özbek Paşa…
Tankı gaspet, gemi yak.. Ve beleşten şehid ol
Polis vur, asker öldür, bu mu acep çıkar yol,
Mustafa Atatürkçe biri geçmeli başa:
Uyma sen ‘’O KAFA’’ ya gel Osman Özbek Paşa…
O ruhtur, o imandır, can verirsen ok atan,
Akdeniz’ i göl yapan, Viyana’ yı kuşatan,
Ulubatlı Hasan’ ım, şu lânet surda yatan,
Asker siyaset yapmaz, olmaz ‘’Medya’’ya maŞA
Uyma sen ‘’O KAFA’’ ya gel Osman Özbek Paşa…
24 nisan 1997
OLDUM Dostum Ayhan Songar’ a
Sevdâ çöllerine daldım serseri,
Mecnun’ u kınarken divâne oldum,
Yıllarca dolaştım gezdim her yeri:
Leylâ hasretile virâne oldum !
Kurda kuşa sorup sürdüm izini,
Dostlar meclisinde ettim sözünü,
Kerem’ in elinden alıp sazını:
Âşık gönüllerde terane oldum !
Bülbüller kıskanır şakrak sesini,
Alnımda duyarım gül nefesini,
Korlaşan rûhumun her hevesini:
Mâzide bırakıp efsane oldum !
Gülşende açılmaz göğsünün gülü,
Boyunca saçları çifte örgülü,
Hayâli gerçekten daha büyülü:
Gördüğüm o nûra pervâne oldum !
Yuvarlanıp durdum bozca sellerde,
Yüce dağlar aştım, kaldım bellerde,
DETÂYĬ söylenir, adın dillerde:
Elden ele gezen peymâne oldum !
Mızrap: Temmuz-1984 Âşık DETAYİ (T.N.K.) 17.1.1984
OLMADI
Paslandı menteşe, çatı çürüdü,
Gönül kapımızdan giren olmadı.
Sis bastı haneyi, duman bürüdü,
Var mıyım, yok muyum gören olmadı.
Bahtım yâr olmadı, hayâta küstüm,
Issız dağ başında delice estim,
Gerçek dost bulmaktan ümidi kestim,
Nice bir haldeyim soran olmadı.
Bazen Mecnn gibi çöllere daldım,
Bazen Ferhat gibi dağları deldim,
Ben dedim ben duydum, huzura geldim,
Yürekten bir selam veren olmadı.
El ermez, güç yetmez, tutuldu dilim,
Ne yöne aktığı bilinmez selim,
Geceler sırdaşım, düşler sevgilim,
Beni benden başka saran olmadı.
Hakk’ ı söyler kalbim her bir atışta,
Boşa beklemişim baharı, kışta,
Teleklerim düştü her çırpınışta,
Nesimi’ ye kanat geren olmadı.
Yeni Defne mayıs-1989 Aşık DETAYİ 8.12.1984
OLUR MU?
Gözündeki çöpü kınar da elin,
Kendinde merteği gören olur mu?
Kabahat kız olup etseler gelin,
Gerdeğe gönüllü giren olur mu?
15.1.1997 tarihli TÜRKİYE GAZETESİ Bizim Sayfada yayınlandı.
ORTADA KALACAKSIN
Yaş ileri, yol yokuş,
Yürek yorgun, yok çekiş,
Her güzele kör bakış:
Düşlere dalacaksın..
Gülyüz solar buruşur,
Taht mindere dönüşür,
‘’Yazılı son’’ erişir:
Tez, demir alacaksın..
İner duvardan resmin,
Düşer dillerden ismin,
Omzunda eşin-dostun:
Yerini bulacaksın..
Bey olur, büyük olur,
Dağ erir, höyük olur,
Can bedene yük olur:
Kim bilir n’olacaksın..
Güz ermiş solar emel,
Su basmış, çöker temel,
Gözyaşın olsa da sel:
Oy-toprak olacaksın..
Huzûra çağırır ezan,
Hayır işle, dost kazan,
Hakk’ a var, yoksa ozan:
Ortada kalacaksın..
15 Kasım 1988
ÖZALNAME
İnsafla söylesin, her aklı olan
Parasız döner mi devletin çarkı?
Galiba anamdır tek haklı olan:
‘’Zamları cebe mi, atar bu Özal’’
Mahut zihniyetti D.P.’ yi yıkan,
Uşşak-ı vatanı zindana tıkan.
Kardeşti, kardeşe kurşun sıkan:
Elbet O KAFA’ ya çatar bu Özal.
‘’On Sent’’ bulamazken kasada sıçan,
Ayni İ-M-F’ dir kredi açan,
Şimdi F-16 başımda uçan:
Düşmanın gözüne batar bu Özal.
Tezek dumanıyken tüten ocakta,
Asrın her nimeti elde, kucakta.
Altyapı, üstyapı kentte bucakta:
Hizmet kervanına katar bu Özal.
Denenmiş hepisi(!), onulmaz hasta,
Lâf ile gemiyi batıran Usta,
Hâlâ ana, bacı, yetimler yasta:
Her gece o dertle yatar bu Özal.
Fitne kurt üretie temiz yarada,
Barajlar, köprüler, GAP’ lar sırada,
Gayrı ölüm yoktur bize karada:
TÜRK için canını satar bu Özal.
23 Şubat 1989 Aşık Nesimi
PNÖMONİ’ YE GAZEL*
‘Satlıcan’dır bir ismi; zatürrie diğeri
Yıllarca mesken tuttun, zavallı akciğeri
Ali kıran baş kesen: ateş, sancı, öksürük
Cehalet ve yoksulluk, bu şom yangına körük
Laboratuar, röntgen, bu işi kolay kılar,
Sağlığa kavuşturur, şu eldeki bulgular
Önceleri sulfamid, ardından penisiliN
Yetişdi imdadına çaresizin, dertlinin.
Ey halkım devası var, yeter ki erken baş vur
Kliniğe, doktora, şapka çıkar, selam dur.
Ey Turhan, ey Nesimi sen bir Küçükusta’ sın
İlahi mesleğin var, hastan ile hastasın.
20.11.2001 * Bu şiir Şairin oğlu Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’ nın ‘Solunum Sisteminin ve Akciğerlerin İnfeksiyon Hastalıkları’ isimli kitabı için yazılmış ve o kitapta yayınlanmıştır.
SANA ADANDI CAN
E.Ö.K’ ya
Tâcını kaybedecek, tahtından ineceksin,
Güneş olsan, ay olsan, gün gelip söneceksin,
Ne gençliğin kalacak, ne eşsiz güzelliğin:
Yazık, virân ettiğin kalbime döneceksin…
Çözemedim sırrını nasıl duygu seninki ?
Yanağından süzülen neydi-o yaş-deminki?
Her gülüşün bana bin ümit verir, çağırır:
Gözler yalan söylemez, içim öyle emin ki…
Gönül kapım aralık, bekliyorum hadi gir,
Şenliğe dönsün hasret, nazı bırak sevindir.
Nice günler doğacak sevgi ufuklarımdan:
Sana adandı bu can, tüm varlığım senindir…
18.6.1985 Yeni DEFNE Temmuz-86
ÜSTAD CAHİT GÖZKAN’ A ARZUHALDİR
Sevdâlı gönüllere asr’olur an uzayıp
Senden uzak ömrümün inan her demi, kayıp.
Nağme-nağme dolaştır, melâli hiçe sayıp:
GÖZKAN’ ım, meclisinin küşâdı ne zamandır?
Mızrâbınla kâlblere hükmeden yüce dağsın,
Sinesinde bülbüller barındıran otağsın,
Gün doğsun o hâneye, yıldızlardan nur yağsın:
GÖZKAN ‘ım, meclisinin küşâdı ne zamandır?
Sâzında ehli diller gözlerinden bilinir,
Günün derdi, üzüntüsü, kasveti silinir.
Gecelerden bir gece dergâhına gelinir:
GÖZKAN ‘ım, meclisinin küşâdı ne zamandır?
8.Ekim 1985 Dr. Turhan Nesimî
ŞEHRİBAN
Ne hâcet sirkeye, limon, koruğa,
Ekşitir çorbayı, bir tek nazarın,
Burnun Kafdağı’nda ermiş doruğa:
İltifatın olay, zehir azarın…
Gören yok sohbette, kırbaç dilini,
Çek gözden uğursuz densiz elini,
Gündüz gördürsen de Samanyolu’nu:
Yatak olacaktır ite mezarın…
Güreşin hileli, şikeli maçın,
Tez döner yıldızın, gözükür haçın,
Doğru koymadıkça eğere kıçın:
Çıkar Brütüs’ ü her bir Sezar’ ın…
Hocanı takmayıp çizip geçersin,
Eş-dost akrabayı bozup geçersin,
Fakir-fukarayı ezip geçersin:
Sağlam mal satmaz mı senin pazarın…
Varsa da yoksa da, ceplerde gözün,
Dünya senin olsa, gülmez pis yüzün,
Adam olmak asıl, özü bu sözün:
Günahın, kusurun pek çok tez arın…
30 mart:1988 T.N.K.
TÜKENDİ KALMADI
Tükendi, kalmadı, yine ümitten zerre,
Unutamama a güzelim, sevdim bir kere,
Ruhum seni düşünürsem şayet, mesuttur,
Heyhat ! derd ortağım eldeki uttur.
Ah!.. uçtu kafesten ‘’kanaryam, güzel kuşum’’:
Ne de çabuk sevmişim, ne içten vurulmuşum?
21.10.1967
UDUM (Sn. Cahit Gözkan’ a)
Sazlarla sabahlanan geceler bize dardı,
Her faslımızın rûhu saran tılsımı vardı,
Elde sâz dilde niyaz mutribler bahtiyardı,
İmdi sûzinâk olmuş kahrından erir udum.
Nerde o his-heyecan, o meclis-deryâdilim,
Bestesile şi’irimi renklendiren kandilim,
Rasttan geçip mâhura sabâda susan telim
Pir Itrî tekbirine segâh gösterir udum.
Gözyaşı neş’ e sende, âh sende dile gelir,
Rikkâtle dolar kalbler ve duygular incelir,
-Aşka teşne gönüller semâvâta yükselir.-
Hicazdan uşşaka geç, bana elveriri udum.
Mızrap: 1kim-1984 Turhan Nesimi K. 20.9.1984
UYDURUKÇALI ŞİİR
Sal’ lar icat oldu sel’ ler köçpürdü
Türkçemden âhengi sildi süpürdü.
‘Sözcük’ kelimeymiş hafifliğe bak
Kudretli imkânım, olmuş olanak.
Delil durur iken fırladı kanıt
Cevabın ırzına kastetti yanıt.
‘Koşul’u şartıma tercih ettiler
Hayat yaşam oldu bilmem ne ettiler?
‘Neden’ sebep ile gerdeğe girdi
‘Ayırga’ birliği tuşa getirdi.
Taviz ödünleşmiş, teşhis de tanı
Güzelim kanaat olur mu kanı?
‘Düşün’ fikir demek aç bak sözlüğü
Dilimde ne atkı kalır ne çözgü.
Tabiat ne hoştu, bir doğa çıktı
Bilisizler dili gömüte tıktı.
Ilgımda var mıdır serap âhengi
Örneğin: varsılda zenginin dengi.
Hâtıra yerine anı dediler
Mısra dizeleşmiş, ne halt yediler.
Öykü de hikâye demekmiş meğer
Öykünen dörütmen ödüle değer.
Gerçek şu: Çok ‘kıya’ işlendi dilde
Köprüler yıkıldı berbat şekilde.
Türkçem dinamitle yakıp yıkılmış
Kabîle lisanı yapıp çıkılmış.
NESİMİ: Sahipler çıktı meydâne
Gam yeme düzelir, bu dâne dâne.
Dt. Turhan Nesimî (24.11.1983)
VARDIR
Batı taklitçisi yeni yetmenin,
Köklü kültüründen kopası vardır…
Baba kesesinden Marlboro, Viski,
Maykıl Ceksin’ lara tapası vardır..
Kız desen kız değil, oğlan hiç değil,
Zira kulağında küpesi vardır…
Allanıp pullanmış yosmam süt kokar
Yolda flörtünü öpesi vardı
Acayip giymeyi çağdaşlık beller,
İşimden, sanattan sapası vardır…
Sağır, kör, beyinsiz Amigoların,
Bir çuval incire yapası vardır…
Yıkılmış duvarlar, kırılmış putlar,
Her silahın geri tepesi vardır…
Tanrısı Marx –hâlâ- tabusu Lenin,
Elin kilisesi, Papa’ sı vardır…
Züppe hümanistler kelaynak kuşu,
Bizde entellerin deposu vardır…
Olanak, olası, yanıt, kanıtlı,
Argoda şampiyon.. Kupası vardır…
Evlât bizim evlât, gönlü bir başka,
Elde gördüğünü kapası vardır…
Öldür polisimi, katlet paşamı,
Hakk’ın adaleti, sopası vardır…
Tertemiz nesepli yiğit babanın,
Özüne ters düşen sıpası vardır…
Nükte lâtif gerek, her bir mecliste
Sözün balı vardır, lâpası vardır…
Kanla suladığım cennet vatanın,
Keşan’ ı, Şırnak’ ı, Hopa’ sı vardır…
20. Mart.1991
YELESİ SAVRULMUŞ
Yelesi savrulmuş, oynak ve çapkın
Al renkli bir kısrak gibi güzelsin.
Vahşetten daha hür, şehvetten azgın,
Ölüme susayan kalbe ecelsin
Keskin dudakların kanla boyalı,
Bir hançer zehri var sanki onlarda.
Vurulmuş sihrine aşkın kartalı,
İsmin gönüllerde, resmin duvarda
Gözlerin gecedir, yıldızsız aysız;
Her kalbi büyüler onlardaki sır.
Sultansın, fakat sen taçsız, saraysız,
Gönüller ülkendir, nedir ki Mısır?
Sen misin çöktüren yere Sezar’ı
Sevgine uğramak kininden müşkül.
Kalbin, bin bir aşkın olmuş mezarı
Şahlanan hırsını yenemez Herkül
Asırlar geçmiş sana söyletse
İnlerdi Tep’ teki mabette sesin
Mırsın göklerine ruhun aksetse,
Tutuşup yanardı ruhu Ramses’ in.
YETER KÖRDÖĞÜŞ
Ne pembe hayaller, ne mavi düşler
Yorgun yaşlı yüzde renksiz gülüşler…
Gölgeler uzadı, mevsim sonbahar,
Selvili yollardan üzgün dönüşler…
Baykuş çığlıkları kulaklarımda,
Bir acı tebessüm dudaklarımda,
Aklar baş kaldırmış şakaklarımda,
Boşa kahırlanma, boşa sövüşler…
Elemle elele bir hayat sürdüm,
Ömrümü tüketim, hep hayal gördüm,
Kar-zarar demeden defteri dürdüm,
Yeter artık yeter, bu kördöğüşler…
Mızrap: Aralık-1984 Dr. Turhan Nesimi 27.7.1983












Sayın Ahmet Rasim Bey,
Ben babanızın küçüğü, hayranı ve meslektaşıyım.Kendisini çok özlediğimi ve hürmetle ellerinden öptüğümü lütfen iletiniz.
Sizi de yakından takip ediyorum ve çalışmalarınızla gurur duyuyorum.
Bendenizin 10 kadar mahallî tarih kitabı yayınım var.Eğer adres verirseniz birkaçını gödrmek isterim.
Selâm ve sevgilerimle.