<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?> <rss
version="2.0"
xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
><channel><title>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</title> <atom:link href="http://www.ahmetrasimkucukusta.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" /><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com</link> <description>Kişisel websitesi</description> <lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 23:48:33 +0000</lastBuildDate> <generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator> <language>en</language> <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod> <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency> <item><title>DİYABET İLAÇLARI İLE İLGİLİ TARIŞMALAR</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/misafir-yazar/diyabet-ilaclari-ile-ilgili-tarismalar/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/misafir-yazar/diyabet-ilaclari-ile-ilgili-tarismalar/#comments</comments> <pubDate>Mon, 06 Feb 2012 22:36:44 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9781</guid> <description><![CDATA[Bilindiği üzere insan ömrünün uzaması ile beraber şeker hastalığı yani diyabet hastalığının görülme oranı da artmaktadır. Diyabet, “mahşerin dört atlısı” dediğimiz dörtlüden birisidir ve dünyadaki en hızlı büyüyen hastalıktır. Sadece Amerika’da 1987 yılından bu yana %45 gibi inanılmaz bir...]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Yavuz Eryılmaz&#8217; ın yazısı:</p><p>Bilindiği üzere insan ömrünün uzaması ile beraber şeker hastalığı yani diyabet hastalığının görülme oranı da artmaktadır. Diyabet, “mahşerin dört atlısı” dediğimiz dörtlüden birisidir ve dünyadaki en hızlı büyüyen hastalıktır. Sadece Amerika’da 1987 yılından bu yana %45 gibi inanılmaz bir artış göstermiştir. Diyabet kronik bir hastalıktır ve nedeni ise halen bir gizem olarak durmaktadır. Çünkü, diyabet sadece insüline bağımlı olmayıp şeker, nişasta ve diğer gıdaların enerjiye dönüşmesi için başka hormonlara da gereksinim vardır.  Tanısı ise, günümüzde oldukça kolay olmasına rağmen  İbni Sina zamanında ancak idrar tetkiki ile söylenebiliyordu.</p><p>1921 yılında insülin’in keşfi ile beraber diyabet tedavisinde çok önemli bir aşama yaşanmıştır. Günümüzde de diyabetin tedavisi için araştırmalar yoğunlukla devam etmektedir. Amerikan Farmasötik Araştırma ve Üreticileri (phrma) tarafından hazırlanan, mayıs 2010 yılı ulusal  raporuna  göre, Amerikan ilaç araştırma ve biyoteknoloji firmaları tarafından 235 yeni diyabet ilacı geliştirilmektedir.  İlaçlardaki istenen en önemli özellikler; insülin direncinin azaltılması, kan şekeri kontrolünün düzenlenmesi, kalp damar hastalıkları risklerinin düşürülmesi, ağızdan alınan günlük tedavi ilaçlarının başarısı  ve ağır sinir  hasarlarının önlenebilmesidir.</p><p>Diyabetin tedavisi için tüm dünyada çalışmalar devam ederken, tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri bağlamında da araştırmalar devam etmektedir. Örneğin 1970’li  yıllarda çok kullanılan bir ağızdan alınan diyabet ilacı piyasadan çekildi. Son olarak 2011 ekim ayında da başka bir diyabet ilacı piyasadan çekildi. O ilacın ikinci kuşağı olan diğer bir ilaç için de, mesane kanserine neden olabileceği söylenmektedir. İnsülinlere baktığımızda da bazı tuhaf yayınlar kafa karıştırmaktadır. Örneğin 2009 yılı ocak ayında piyasada çok reçete edilen bir insülin türü için az düzeyde de olsa kansere neden olduğu iddiası ortaya atıldı fakat FDA, bu insülini kullananlardan ilaçlarını kesmemelerini ancak yeni başlanılacak olanlarda dikkatli olunması uyarısını yapmıştı. Günümüzde diyabet tedavisinde bu kadar aşama yapmamıza rağmen; kullanılan diyabet ilaçlarının pankreas kanseri riskindeki rollerinin ne olduğu hakkında henüz kesin bir bilgimiz yoktur. Ancak bu konuda yapılan tüm çalışmaları incelediğimizde, diyabet mellitus hastalığının nedeni pankreas kanseri için bir risk faktörü olarak görülmektedir.</p><p>Yukarıda da değindiğim üzere, şu anda FDA’ya başvurmuş  olan değişik evrelerde incelemeleri yapılan 235 yeni diyabet  ilacı  üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Diyabet hastalığının açığa çıkması ve gelişmesi için sadece insüline bel bağlamak doğru olmayabilir.</p><p>Tedavinin ana yöntemleri; diyet, ağızdan alınan şekerin bağırsaklardan dolaşıma geçmesini engellemek, pankreası kamçılayarak insülin salgılanmasını arttırmak, çevresel dokularda özellikle çizgili adalelerde glikoz tüketimini arttırarak kan şekerini düşürmek ve tabii ki insülin tedavisi.  Bundan yaklaşık 50-60 yıl önce sığır ve domuz insülinleri kullanılmasına karşın günümüzde artık rekombinant teknolojiler ile insan vücuduna en uygun insülinler üretilmektedirler. Bunlarda dahi zaman zaman yan etkiler görülmektedir. Bu bakımdan, diyabet hastalarının eğitilmeleri ile beraber   bu konu ile uğraşan özel merkezlerde veya Sağlık Bakanlığının diyabet merkezlerinde kontrol ve tedavilerinin yapılması kendi sağlıkları bakımından çok önemlidir.</p><p>Bu bağlamda önemle hatırlanacak diğer bir konu da diyabet hastalığında kan yağlarının özellikle “trigliserid” denilen kısmının yükselmesidir. İyi incelenmemiş bir kan yağları yüksekliği olan hastaya hemen paldır küldür statin denilen kolesterol ilaçlarından birisini verdiğimizde, şayet hastanın genetik yatkınlığı varsa diyabetin açığa çıkmasını bir yerde biz tetiklemiş oluruz.  Şayet hastanın diyabeti varsa, kolesterolü yüksek diye mevcut tedavinin yanına hemen bir kolesterol ilacı eklediğimizde kişinin diyabetini gerçekten kontrol edebilir miyiz yoksa edemez miyiz; işte tartışılacak ana nokta burasıdır. Hiç irdelemeden diyabetik bir hastada kolesterol ilacını tedaviye eklemeyle biz hastaya iyilik mi yapıyoruz yoksa farkında olmadan firma destekli bilimsel çalışmalara inanıp tedaviyi güçleştirerek uyuyan bir yılanı mı uyandırıyoruz?</p><p>Her ilacın kendine göre yan etkileri vardır. İyi bir klinik farmakoloji bilgisi bu konuda bizim en büyük yardımcımızdır. Unutmayalım ki, hekimlik temeli bilim olan bir güzel sanat ve filozofidir. Bir cerrah için bistürisi ne kadar önemliyse, bir dahiliyeci içinde klinik farmakoloji bilgisi o derecede önemlidir.</p><p>Bu arada, konu ile pek ilgisi olmamasına rağmen bilinmesinde fayda mülahaza ettiğim bir bilgiyi paylaşacağım. Sağlık Bakanlığı yayınladığı bir genelge ile 24 şubat 2012’ye kadar sağlık müdürlüklerinin ; İl Sağlık Müdürlüğü ve Halk Sağlığı İl Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmalarını istedi. Ayrım sürecinde, personelin bir kısmı halk sağlığı müdürlüğüne bir kısmı sağlık müdürlüğüne tahsis edilecek. Buna ek olarak da , Kamu Hastaneleri Birliği de aktif olacak.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/misafir-yazar/diyabet-ilaclari-ile-ilgili-tarismalar/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>İYİ CERRAH İYİ Mİ KÜFÜR EDER</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/abur-cubur-ivir-zivir/iyi-cerrah-iyi-mi-kufur-eder/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/abur-cubur-ivir-zivir/iyi-cerrah-iyi-mi-kufur-eder/#comments</comments> <pubDate>Mon, 06 Feb 2012 22:30:52 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ABUR CUBUR IVIR ZIVIR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9778</guid> <description><![CDATA[Meslekdaşlarım yazılarımda dile getirdiğim iddialara cevap veremiyorlar. Olayı başka yerlere -mesela benim hiç bilimsel yayınım olmadığına- getiriyorlar. Oysa ben bilerek bilimsel yayın yapmadığımı ve bizde bilimsel yayın diye sunulan yazıların bilimle alakası olmadığını senelerdir yazıp çiziyorum.
]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kenan Ertopçu:</strong></p><p>Değerli Ahmet Rasim hocanın ”<strong>En iyi cerrahlar en iyi küfür edenlerdir</strong>” cümlesine itiraz ederek onun tanımıyla ötmeye başlamak istiyorum.</p><p>Tüm cerrahi disiplinlerde çalışanlar günümüzde başarının uyumlu bir ekip çalışmasıyla olduğunu bilir. Operasyonda durumun zorluğuna veya katılan ekiptekilere yansıtılan herhangi bir küfür operasyonun veya cerrahin başarısını veya büyüklüğünü artık günümüzde etkilemiyor.</p><p>Tıp dernekleri ilaç firmaları desteğinde kongre ve sempozyum yapsalar da, Türk tıbbına katkılarını küçümsemek doğru değildir. Güncel tıptaki gelişmeler sponsor desteğiyle de olsa ne kadar çok dernekle ne kadar çok hekime yansıtılabilirse o kadar iyidir.</p><p>Kongre ve sempozyumlara katılan hekimler bilgilerini geliştirirler ve günlük pratiklerinde hastalarının sağlığı için uygularlar. Sponsor firmaların seçenek olarak sundukları ilaçları ister reçetelerine yazar ister yazmazlar. Sponsor firmaların hekimlere yeni piyasaya sundukları veya çalışma sonucu ortaya çıkan ürünlerindeki herhangi bir gelişmeyi hekimlerin hak ettikleri güzel bir ortamda yansıtmalarının sakıncası nedir?</p><p>Kongrelerde veya sempozyumlarda sponsor toplantıları genelde çok küçük bir yer tutar ve kesinlikle Türk ve yabancı bilimsel çalışmalar yansıtılır.</p><p>Medimagazin’ de yayınlanan ”ülkemizde bilimsel çalışma yapılmıyor” yazınıza PubMed’ den son 10 yılda Türkiye’ den ve gelişmiş birçok ülkeden sizin de bilimsel çalışma olduklarını düşündüğüm randomize kontrollü çalışmaların sayılarını ve oranlarındaki değişmeleri yazarak yorumlamıştım.</p><p>Birçok gelişmiş ülkeye oranla oldukça yüksek olan bu sayılar son on yılda giderek azalıyor fakat yine de oranlar henüz kabul edilebilir düzeyde. Ülkemiz hekimleri de dünyadaki diğer meslekdaşlarına yakın oranda bilimsel çalışma yapıyorlar, lütfen bunları küçümsemeyiniz.</p><p>Cochrane de kanıta dayalı tıptaki birçok meslekdaşımızın çalışması dünyaca kabul edilen tanı ve tedavi algoritmalarını etkiliyor.</p><p>Ben hekimlerimizin küçümsenmemesini ve tıbbi derneklerimizin desteklenmesi ve yaygınlaşmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.</p><p>**</p><p>Değerli meslekdaşım Kenan Bey, yazılarıma gönderdiğiniz cevapları okuyorum.</p><p>Görüşleriniz için teşekkürler. Ben herkesin fikrine saygılıyım; herkesin de fikirlerini açıkça bildirmesinden yanayım.<br
/> Şunu özellikle belirtmek istiyorum: Meslekdaşlarım yazılarımda dile getirdiğim iddialara cevap veremiyorlar.<br
/> Olayı başka yerlere -mesela benim hiç bilimsel yayınım olmadığına- getiriyorlar.<br
/> Oysa ben bilerek bilimsel yayın yapmadığımı ve bizde bilimsel yayın diye sunulan yazıların bilimle alakası olmadığını senelerdir yazıp çiziyorum.<br
/> İsteyenler aşağıdaki bağlantıdan bunlara ulaşabilirler.<br
/> Sitemdeki yazılarıma gelen tüm yorumları -bazıları konuyla ilgisiz hakaret ihtiva etse bile- da noktasına dokunmadan yayınlıyorum.<br
/> HPV aşısı konusunda yanıldığınızı söylemek isterim.<br
/> DSÖ sizin sandığınız gibi bağımsız bir örgüt değil; tıpkı FDA gibi büyük ölçüde endüstrinin ve adamlarının etkisi altında olan bir kuruluştur.<br
/> Bunu iki sene evvel domuz gribi aşısı dolandırıcılığında da yaşadık; unuttunuz mu?<br
/> Bizdeki derneklerin ise hiçbiri bilimsel değildir; hepsi ilaç endüstrisinin maddi destekleriyle faaliyet gösterir ve onların menfaatlerine zarar verecek herhangi bir ifade kullanmaları asla mümkün değildir.<br
/> <strong>&#8220;Ne HPV-kanser ilişkisi ne de HPV aşısının kanseri ve ölümleri önlediği kanıtlanmış değil</strong>&#8220;; hep varsayımlar üzerinden gidiliyor çoğu zaman olduğu gibi.<br
/> Hele siteme son koyduğum yazımı ve kaynağını mutlaka dikkatle okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.<br
/> Zaten uygulamaya gireli birkaç sene olmuş olan bir aşıdan en az 15-20 senede gelişen bir kanseri önlediğini hangi RCT veya meta-analiz ispatlayabilir?<br
/> Sitemde HPV aşısı ile ilgili tüm yazılarımı, özellikle TJOD ile olan yazışmalarımızı okursanız gerçekleri anlayacağınıza inanıyorum. <br
/> Selam ve sevgilerimle.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/abur-cubur-ivir-zivir/iyi-cerrah-iyi-mi-kufur-eder/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>EN İYİ CERRAHLAR EN İYİ KÜFÜR EDENLERDİR</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/etibba-diyor-ki/en-iyi-cerrahlar-en-iyi-kufur-edenlerdir/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/etibba-diyor-ki/en-iyi-cerrahlar-en-iyi-kufur-edenlerdir/#comments</comments> <pubDate>Mon, 06 Feb 2012 22:22:00 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ETİBBA DİYOR Kİ]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9773</guid> <description><![CDATA[Ben bu sözü de esasında “espri” olsun diye yazdım. Okuyan küfür etsin rahatlasın şu sıkıntılı günlerde diye niyet ettim ama siz sağ olun beni “ciddiye” alıp ciddi ciddi cevap yazmışsınız. Ben de tabii ki sizi “cid-tiye” alıyorum; iyi cerrah olduğunuzu tahmin ediyor ve diyorum ki: “Basın küfrün sunturlusunu...
]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Küçükusta,</p><p>&#8220;<strong>En iyi cerrahlar en iyi küfür edenlerdir</strong>&#8221; gözleminize aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:</p><p>1. Bildiğim kadarıyla cerrah değilsiniz.</p><p>2. Dolayısıyla gözlemleriniz ameliyathanelerin dışıyla sınırlı kalmıştır ve yetersizdir.</p><p>3. Bu sübjektif bir yargıdır ve ne bu gözlemin ne de tersinin kanıta dayalı verilerle desteklenmesi mümkün değildir.</p><p>4. &#8220;İyi cerrah&#8221; ve &#8220;iyi küfür&#8221; yargıları da sübjektiftir ve bilimsel olarak gözlenmeleri, istatistiğe tabi tutulmaları ve değerlendirilmeleri de objektif olmaz.</p><p>5. Ömrü ameliyathanelerde geçen biri olarak şunu söyleyebilirim: Herkesin içinde, kural tanımadan, ameliyathaneyi kendi kişisel mülkü sanan ve burada her özgürlüğü kendinde bulan cerrahların hep problemli bir kişilikleri veya problemli bir özel yaşamları olduğunu gözledim.</p><p>6. İyi cerrahlık yapılan iyi küfürle ölçülemez. Bence bu yargı ve gözlem de bir &#8220;büyük yanılgı&#8221; veya &#8220;galatı meşhur&#8221; dur.</p><p>Dr.Ömer Faruk Akıncı</p><p>Genel Cerrah</p><p>**</p><p>Değerli meslekdaşım,</p><p>Önce “<strong>öttüğünüz</strong>” -pardon Berna Hanımı kızdırmayalım; cevabınız demek istemiştim- için teşekkürler.</p><p><strong>BİR:</strong> Ben bu sözümü Dr. Ömer Faruk Akıncı da kabul edecektir iddiasıyla söylemedim.</p><p><strong>İKİ:</strong> Siz açık etmeseydiniz kendimi etrafa ne de güzel hem dâhiliyeci hem de “<strong>cerrah</strong>” diye yutturuyordum.</p><p><strong>ÜÇ:</strong> Gözlemlerimin ameliyathanelerde yapıldığı gibi bir iddiam da yok ayrıca; ama takdir edersiniz ki bu, gözlemimin yetersiz olduğu manasına gelmez.</p><p><strong>DÖRT:</strong> “<strong>En iyi cerrahlar en iyi küfür edenlerdir</strong>” veciz sözüm elbette sübjektif bir yargıdır; aksini savunmuyorum. Bu gözlemimi, plasebo kontrollü-çift kör-randomize çalışmalarla veya meta-analizlerle kanıtlayacak durumda da değilim. Bunun bir gözlem olduğunu zaten yazımda da belirtmiştim; sübjektif olmak da gözlemlerin temel niteliğidir.</p><p><strong>BEŞ:</strong> “<strong>İyi cerrahların iyi küfür ettikleri</strong>” iddiamın bilimsel olarak gözlenmeyeceği, istatistiğe tabi tutulup değerlendirilmeyeceği de sizin “<strong>önyargınızdır</strong>.” Bu söz, pek âlâ da bilimsel olarak araştırılabilir ve doğru olup olmadığı da bu şekilde gösterilebilir. Psikiyatride araştırmalar nasıl yapılıyor sanıyorsunuz?</p><p><strong>ALTI:</strong> Siz benim gözlerime karşı çıkarken 5 numaralı cümlenizde kendi gözlemlerinizi elinizde hiçbir bilimsel veri olmadan sunmanız ve üstelik de cerrahların bazılarının problemli kişiliğe sahip olduklarını ifşa etmeniz hiç yakışık almamış. Benden size tavsiye: Şimdiden bu cerrahlardan küfür yemeye hazırlıklı olsanız iyi edersiniz.</p><p><strong>YEDİ:</strong> Ben de sizin bu sözlerinizden şöyle bir sübjektif yargıya vardım: Dr. ÖFA, kural tanımayan, ameliyathaneleri kendi kişisel mülkleri sanan, burada her özgürlüğü kendinde bulan problemli kişilikleri ve problemli özel yaşantıları olan cerrahlardan –çok kibarca söyleyeyim- epeyce çekmiştir. Yanılıyor muyum?</p><p><strong>SEKİZ:</strong> Siz benim gözlemime karşı çıkıyor ama “<strong>İyi cerrahlık iyi küfürle ölçülemez</strong>” diyerek kendi gözleminizi bize doğruluğu ispatlanmış bir söz gibi sunmaya kalkıyorsunuz. Hiç yakışık almıyor!</p><p><strong>DOKUZ:</strong> Benim çevremde iyi cerrah diye bildiklerimin tesadüfen küfürbaz kişiler olması bende böyle bir önyargıya sebep olmuş olabilir; bilemem. Bunu size ispatlamak için araştırmalara başlıyorum. Böylece sayenizde Pubmed’ de kendi adıma bir yayınım bile olabilir; etrafa hava atarım. Bana “<strong>bir tek yayının bile yok</strong>” diyenler de ağzının payını alır.</p><p><strong>ON:</strong> Daha önce de “<strong>Bir cerrahın teorik bilgisi arttıkça el becerisi azalır” şeklinde veciz bir söz sarf etmiştim ve Aman Allah’ ım ne tepkiler gelmişti cerrahlardan, ne tepkiler! Bunların hepsi de iyi cerrah oldukları için “tepki” ile ne kastettiğimi sanırım anlıyorsunuzdur. </strong><strong></strong></p><p><strong>ONBİR:</strong> Ben bu sözü de esasında “<strong>espri</strong>” olsun diye yazdım. Okuyan küfür etsin rahatlasın şu sıkıntılı günlerde diye niyet ettim ama siz sağ olun beni “<strong>ciddiye</strong>” alıp ciddi ciddi cevap yazmışsınız. Ben de tabii ki sizi “<strong>cid-tiye</strong>” alıyorum; iyi cerrah olduğunuzu tahmin ediyor ve diyorum ki: “Basın küfrün sunturlusunu Ömer Faruk Bey, basın ve rahatlayın”.</p><p>A…. a….  dümdüz gidebilirsiniz; hak ettim, kabul ediyorum.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/07/etibba-diyor-ki/en-iyi-cerrahlar-en-iyi-kufur-edenlerdir/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>TIP DERNEKLERİNİN NESİ ÇIKTI?</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/06/abur-cubur-ivir-zivir/tip-derneklerinin-boku-cikti/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/06/abur-cubur-ivir-zivir/tip-derneklerinin-boku-cikti/#comments</comments> <pubDate>Sun, 05 Feb 2012 22:23:46 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ABUR CUBUR IVIR ZIVIR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9765</guid> <description><![CDATA[Tıp dernekleri hakkında söylediğim “boku çıkmak” ifadesi Argodur ama dilimizde maalesef bu durumu bundan daha iyi anlatacak bir söz yoktur. Veya en azından ben bulamadım. Argodan da bu kadar korkmanızı da anlayamadım. Bu halkın dilidir ve ifade kapsamı en geniş olan dildir.
]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Hekimler arasındaki bir haberleşme platformunda yeni kurulan bir tıp derneğinin bildirilmesi üzerine birkaç meslekdaşımla aramızda geçen yazışmaları sunuyorum:</p><p><strong>Hüseyin Kandemir:</strong></p><p>Akademik Solunum Derneği uzmanlık eğitiminde önemli bir işlev görecek. Yeni kurulan Akademik Solunum Derneği’nin solunum camiasına dinamizm getireceğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, “Amacımız sadece göğüs hastalıkları branşında değil solunumla ilgili tüm branşlarda solunum sağlığı konusunda farkındalık yaratmaktır. Uzmanlık eğitimine büyük önem vereceğiz” dedi.</p><p>**</p><p><strong>Ben:</strong> Derneklerin boku çıktı artık.</p><p><strong>**</strong></p><p><strong>Filiz Küçük:</strong> Bu lafı sizden duymak çok hoş ve umut verici.</p><p>Argo kullanacak hale gelmeniz de güzel.</p><p>..</p><p>Ama n’ olur siz de muhalefetin bokunu çıkarmayın.</p><p>Size de ihtiyacımız var.</p><p><strong>**</strong></p><p><strong>Berna Serdar Dilbaz: </strong></p><p>Ahmet Rasim Bey,</p><p>Biz bu platformda bu tip terminoloji ile yazışmıyoruz, hekimler olarak bize yakışan şekilde kendi aramızda, medeni bir şekilde, kendi uzmanlık ve/veya bilgi alanımıza giren konuları popülist yaklaşımlardan uzak bir şekilde tartışıyoruz. Herhalde bu mesajınızı kendi okur köşenize gönderecektiniz, yanlışlık oldu.</p><p>**</p><p><strong>Ahmet Rasim Küçükusta:</strong></p><p>Tıp dernekleri hakkında söylediğim “boku çıkmak” ifadesi Argodur ama dilimizde maalesef bu durumu bundan daha iyi anlatacak bir söz yoktur. Veya en azından ben bulamadım.</p><p>Argodan da bu kadar korkmanızı da anlayamadım. Bu halkın dilidir ve ifade kapsamı en geniş olan dildir.</p><p>Bu mesajı da dediğiniz gibi kendi okur kitleme yazdım. Onların büyük çoğunluğunu da hekimler oluşturur.</p><p>Tıp dernekleri bana göre ilaç firmalarının <strong>“pazarlama kuruluşları</strong>” dır. Onların desteği ile kurulur, hayatını onlar sayesinde sürdürür ve böyle olunca da elbette onların istekleri doğrultusunda faaliyet gösterir. Bunun aksi de zaten eşyanın tabiatına aykırıdır.</p><p>Bu dernekler aynı zamanda ilaç firmalarının hatta endüstrinin diğer firmalarının reklamlarını da yaparlar. Dolaylı veya dolaysız (1).</p><p>Bizde mesela -kanserle ilgili, sayısını bilemediğim dernekleri saymıyorum- bir “Türk Akciğer Kanseri Derneği” ve bir de “Akciğer Kanserleri Derneği” vardır(2, 3).</p><p>Bunların her ikisinin de ayrı ayrı başkanları, yönetim kurulları, ıvırları zıvırları vardır. Her ikisi de birkaç ayda bir ayrı ayrı kongreler, sempozyumlar, toplantılar düzenler.</p><p>Nedir, ne oluyor yahu? Bizde kanser konusunda kim ne araştırma yapıyor da bunlar mı tartışılıyor, paylaşılıyor Allah aşkına? Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur!</p><p>Neyse, burada kesiyorum. Dernekler böyle bir mektupla anlatılacak gibi değil.</p><p>Argo ifadem için son bir söz söylemek isterim. Daha doğrusu bir gözlemimi aktarmak isterim: “En iyi cerrahlar en iyi küfür edenlerdir”. </p><p>İtirazı olan varsa “ötsün”!</p><p>Tüm meslekdaşlarımı muhabbetle kucaklıyorum.</p><p><strong>KAYNAKLAR</strong></p><ol><li><a
href="http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/12/12/yazilar/elestirel-yazilar/ilac-endustrisi/turk-kardiyoloji-dernegi-ilac-endustrisiyle-iliskilerini-aciklamalidir/">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/12/12/yazilar/elestirel-yazilar/ilac-endustrisi/turk-kardiyoloji-dernegi-ilac-endustrisiyle-iliskilerini-aciklamalidir/</a></li><li><a
href="http://www.takd.org.tr/">http://www.takd.org.tr</a> </li><li><a
href="http://www.akad.org.tr/">http://www.akad.org.tr/</a></li></ol><p>**</p><p><strong>Hüseyin Aydın Turan:</strong></p><p>Ahmet hocanın hemen hiç bir fikrine katılmıyorum ancak argo kullandı diye terbiye şampiyonu kisvesi altında saldırmayı da çok çocuksu buluyorum. Ahmet hoca yaramaz kreş talebesi ağzıyla konuşuyor, verilen cevaplar da iyi aileye mensup kreş çocukları havasında. Sanırım Ahmet hocanın mesajlarındaki fikirler yanlış bulunuyor, cevap verilmeye cesaret edilemiyor ve üslupla ilgili şikâyette bulunuluyor. Fikir ve cesaret eksikliği ortamında şahsen üsluba hiç önem vermiyorum.İnsanların fikir yarıştırmasını istiyorum, kestane kebap acele cevap&#8230;..</p><p>**</p><p><strong>Kenan Ertopçu:</strong></p><p>Değerli Ahmet Rasim hocanın &#8221;En iyi cerrahlar en iyi küfür edenlerdir&#8221; cümlesine itiraz ederek onun tanımıyla ötmeye başlamak istiyorum.</p><p>Tüm cerrahi disiplinlerde çalışanlar günümüzde başarının uyumlu bir ekip çalışmasıyla olduğunu bilir. Operasyonda durumun zorluğuna veya katılan ekiptekilere yansıtılan herhangi bir küfür operasyonun veya cerrahin başarısını veya büyüklüğünü artık günümüzde etkilemiyor.</p><p>Tıp dernekleri ilaç firmaları desteğinde kongre ve sempozyum yapsalar da, Türk tıbbına katkılarını küçümsemek doğru değildir. Güncel tıptaki gelişmeler sponsor desteğiyle de olsa ne kadar çok dernekle ne kadar çok hekime yansıtılabilirse o kadar iyidir.</p><p>Kongre ve sempozyumlara katılan hekimler bilgilerini geliştirirler ve günlük pratiklerinde hastalarının sağlığı için uygularlar. Sponsor firmaların seçenek olarak sundukları ilaçları ister reçetelerine yazar ister yazmazlar. Sponsor firmaların hekimlere yeni piyasaya sundukları veya çalışma sonucu ortaya çıkan ürünlerindeki herhangi bir gelişmeyi hekimlerin hak ettikleri güzel bir ortamda yansıtmalarının sakıncası nedir?</p><p>Kongrelerde veya sempozyumlarda sponsor toplantıları genelde çok küçük bir yer tutar ve kesinlikle Türk ve yabancı bilimsel çalışmalar yansıtılır.</p><p>Medimagazin’ de yayınlanan &#8221;ülkemizde bilimsel çalışma yapılmıyor&#8221; yazınıza Pubmed den son 10 yılda Türkiye’ den ve gelişmiş birçok ülkeden sizin de bilimsel çalışma olduklarını düşündüğüm randomize kontrollü çalışmaların sayılarını ve oranlarındaki değişmeleri yazarak yorumlamıştım.</p><p>Birçok gelişmiş ülkeye oranla oldukça yüksek olan bu sayılar son on yılda giderek azalıyor fakat yine de oranlar henüz kabul edilebilir düzeyde. Ülkemiz hekimleri de dünyadaki diğer meslekdaşlarına yakın oranda bilimsel çalışma yapıyorlar, lütfen bunları küçümsemeyiniz.</p><p>Cochrane de kanıta dayalı tıptaki birçok meslekdaşımızın çalışması dünyaca kabul edilen tanı ve tedavi algoritmalarını etkiliyor.</p><p>Ben hekimlerimizin küçümsenmemesini ve tıbbi derneklerimizin desteklenmesi ve yaygınlaşmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.</p><p>**</p><p><strong>Ahmet Rasim Küçükusta:</strong></p><p>Tıp dernekleriyle ilgili eleştirilerime kimseden &#8220;çıt çıkmaması&#8221; herkesin hâlinden memnun ve mutlu olduğunu gösteriyor.</p><p>Bu durumda da &#8220;Yazıklar olsun&#8221; demekten başka bir söz gelmiyor aklıma.</p><p><strong>Ceyhun Balcı:</strong></p><p>Küçükusta hocanın derneklere ilişkin saptamaları ne yazık ki doğrdur.<br
/> Enine, boyuna tartışılmalıdır.<br
/> Ayrıca, argo dilin önemli bir öğesi ve yerinde kullanıldığında çeşnisidir diye düşünüyorum.<br
/> Bu bağlamda Hulki AKTUNÇ&#8217;un Büyük Argo Sözlüğü&#8217;nü (Yapı Kredi Yayınları) edinmenizi öneririm.<br
/> Saygılar.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/06/abur-cubur-ivir-zivir/tip-derneklerinin-boku-cikti/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>CEHALET Mİ, İHANET Mİ, CİNAYET Mİ?</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/etibba-diyor-ki/cehalet-mi-ihanet-mi-cinayet-mi/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/etibba-diyor-ki/cehalet-mi-ihanet-mi-cinayet-mi/#comments</comments> <pubDate>Sun, 05 Feb 2012 20:52:34 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ETİBBA DİYOR Kİ]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9759</guid> <description><![CDATA[Reçetesini kiraya vermeyen doktorlar, dürüst çalışan eczacılar, sağlıkçılar, ilaç firmalarının süs köpeği olmamış akademisyenler, dürüst bürokratlar, ve politikacılar ve hastalar ÜZERİNİZDEKİ ÖLÜ TOPRAĞINI ATIN ARTIK… SİZLER DE SESİNİZİ ÇIKARTIN…]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Cankat Tulunay&#8217; ın yazısı:</p><p>Reçetesini kiraya vermeyen doktorlar, dürüst çalışan eczacılar, sağlıkçılar, ilaç firmalarının süs köpeği olmamış akademisyenler, dürüst bürokratlar, ve politikacılar ve hastalar ÜZERİNİZDEKİ ÖLÜ TOPRAĞINI ATIN ARTIK… SİZLER DE SESİNİZİ ÇIKARTIN…</p><p>Gerek bu sütunda ve gerekse diğer sütunlarda efervesan ilaçlar ile ilgili görüş ve tartışmalar yayınlanmakta ve kamuoyunda, özellikle sosyal medyada, büyük ses getirmekte. Bu konuda çıtı çıkmayanlar ise SB İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ve SGK yetkilileri. Efervesan tabletler ile kritiklerin bir kısmı alt sütunda “editorden” köşesinde yayınlanmıştır.</p><p>SB ruhsat komisyonu başkanlık ve üyeliğini yaptığım 2 dönemde ve Sayın Kılıçdaroğlunun genel müdürlüğünü yaptığı Bağkur ve daha sonra SSK geri ödeme komisyonlarında bazı ilaçların geri ödenmesine müsaade etmemiştik. O dönemler tek kriter bilimsellik , ülke çıkarları ve halk sağlığı idi. Yaptığımız uygulamalar  ile devlet milyonlarca lira tasarruf etti ve ilk pozitif  liste uygulaması başladı. Daha sonra tasarımı tarafımdan yapılan (müsveddesi halen bilgisayarımda) reçete koçanları önce SSK da daha sonra Maliye Bakanlığında uygulanmaya konuldu ve poşetlerle ilaç verilmesi uygulamalarına son verildi.</p><p>Son birkaç senedir bazı firmalar hiçbir in-vivo, in-vitro ve klinik araştırma yapmadan yüzlerce efervesan tablet ruhsatı almaya başladılar ve her ne sebeple ise henüz büyük kısmını piyasaya vermemekteler… Herhalde bir bildikleri vardır!!!</p><p>Bu arada nasıl oluyorsa dünyada hiçbir ülkede geri ödemesi olmayanlar Türkiyede geri ödeme listelerinde yer almakta ve ondan sonra da SGK ilaç harcamalarının fazlalığından şikayet etmekte.. Listelerine sahip çıkamamakta, geri ödeme listesinden çıkarttığı ilaçları mürekkebi kurumadan tekrar geri ödemeye sokmakta, yaptığı iskontoları ertesi gün geri vermekte… Ne akılcı ilaç ne farmakoekonominin lafı edilmemekte ve açıklar, güçleri ilaç sanayine yetmediği için, eczacıdan, doktordan ve hastalardan çıkartılmakta… Sağlıkta dönüşüm sağlıkta öpüşüme  dönüştürülmekte ve zavallı hastalar her gün değişen yönetmelik, genelge ve kararlar ile şaşkına dönmekte…</p><p>Senelerce geri ödeme listesine haklı gerekçelerle alınmayan, halk arasında “SARHOŞ İLAÇI” diye bilinen “efervesan aspirin” bu gün geri ödeme listelerinde yer almakta ve hatta rapor alındığı takdirde katkı payından da muaftır. Bu ilaç genellikle içkiyi fazla kaçıranların  veya aşırı yemek yiyenlerin midesini rahatlatmak için kullandığı veya basit ağrılarda 2 tane kullandıkları bir üründür. Bu ilaca biraz yakından baktığımızda, SGK nın ilacın prospektüsünde bile yazılmayan endikasyonlarda  kullanımına sizin bizim kesemizden onay vermekte. Onay vermekle kalmayıp bu endikasyonlarda kullanıldığında hastaların ölebileceklerine bile aldırış etmemekte. Efervesan aspirinin içindekiler:</p><p>            ASETEİLSALİSİLİK ASİT (ASPİRİN)        324 mg</p><p>            SODYUM BİKARBONAT  (yemek sodası) 1625 mg</p><p>            SİTRİK ASİT ANHİDR                                  925 mg</p><p>            KATKI MADDELERİ (povidone, dimeticone, calcium silicate, docusate sodium, sodium                        </p><p>            benzoate (E211),  vs)</p><p>Her bir talet 445 mg sodium ihtiva etmekte. Sodyumun hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıklarındaki rolünü bu gün ilk okul öğrencileri bile bilmekte ama bunların geri ödenmesine müsaade edenler bununla pek ilgilenmemekte.</p><p>Bakın bu ilacın original web sayfasında neler yazıyor: “ BU ÜRÜN PEŞPEŞE 10 GÜNDEN FAZLA KULLANILMAMLIDIR… BU İLAÇ ALMANYADA ECZANELERDE, SÜPERMARKETLERDE VE DÜKKANLARDA SATILMAKTADIR…KULLANILDIĞI YERLER: BAŞAĞRILARI, ROMATİZMAL VE KAS AĞRI-SIZILARI, GRİP SEMPTOMLARI… “</p><p>ŞİMDİ SIKI DURUN!..2 ŞUBAT 2012 TARİHLİ. SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİNE GÖRE  UZMAN HEKİM RAPORU İLE KATKI PAYINDAN MUAF OLARAK:</p><p>            1.AKUT ROMATİZMAL ATEŞ</p><p>            2. KAN HASTALIKLARI</p><p>            3. KANSER</p><p>            4. KONNEKTİF DOKU HASTALIKLARI</p><p>Yukarıda yazılan endikasyonların hiç birisi, ne bu ilacın Türkiye ve uluslararası prospektünde, ne Sağlık Bakanlığı endikasyon dışı ilaç listesinde ve ne de HERHANGİ BİR TIP KİABI VEYA DERGİSİNDE BULUNMAMAKTADIR. BU İLAÇ KANSER AĞRILARINDA DA KULLANILAMAZ. KAN HASTALIKLARI VE KONNEKTİF DOKU  HASTALIKALRINDA DA YERİ YOKTUR…. YANLIZ TÜRKİYEDE GERİ ÖDEME LİSTESİNDEDİR..Yetkililere soruyoruz, bu kararı alanlar arasında farmakolog, doktor, dahiliye veya kardiyoloji uzmanı var mı? Yoksa geri ödeme listeleri otomatik olarak sanal mekanlarda mı hazırlanıyor???  Akut Ateşli Eklem romatizmasında aspirin dozu günde 6-8 gramdır. Bu ilacın bir tabletinin 324 mg olduğu düşünülürse, hastaların günde  19-25 tablet kullanmaları gerekiyor.. Prospektüse göre her birisi bir bardak suyla içileceğine göre hastalar günde  4.7-6.2 litre su içecekler ve sonra su zehirlenmesinden gidecekler!!! Bunun dışında daha vahimi hastalar günde 8.4-11.1 gram tuz alacaklardır. Bunlar cehaletlede izah edilmez, olsa olsa cinayetle izah edilebilir… 324 mg ASPIRIN!in ağrıda, hele hele kanser ağrısında, hiçbir yeri yoktur. Baş ağrısındaki aspirin dozu ise 600-100 mg dır.</p><p>Birde işin maliyetine bakalım.  500 mg 20 tablet ihtiva eden Bayer ASPİRİ’in kamu fiyatı 1.21 TL (6 kuruş/tablet),  Bayer ALKA-SELTZER 10 tablet kamu fiyatı 3.06 TL (30.0 kuruş/tabler, 500 mg için fiyat 51 kurş/tablet, DİSPİRİL (yanlız suda eriyen asetil salisilik asit, içinde bikarbonat ve sitrik asit yok,  300 mg tablet 5 kuruş, 500 mg olsa fiyatı  8.3 kuruş). Demekki SGK nın yüksek farmakoekeonomistleri basit bir baş ağrısını 6-8 kuruş yerine 51 kuruşla tedaviyi daha “COST-EFFECTIVE. Maliyet-etkin” bulmuşlar!!!!  .. Bütün bunlara göz yumacaksınız ve sonra da sağlık harcamaları, ilaç harcamaları yüksek diye şikayet edeceksiniz ve tüm ceremeyi hastaların sırtına yükleyeceksiniz. Bu örnekleri daha artıracağız.. Örneğin neden Türkiye en pahalı hipertansiyon tedavisi yapan ülke? Cevabınız var mı????</p><p>Not:</p><p>1.     Aktarların tıbbi bitki satmaları yasaklanacakmış!!!.. Acaba marketlerin nane-limon, kekik, zencefil, zerdeçal, karanfil, pul biber vs satmaları da yasaklanacak mı? Çünki bunlarda tıbbi bitki!&#8230; Brokoli suyu lahana suyuda yasaklanacak mı? Televizyon ve gazetelerdeki tüm şarlatan reklamlara, internette satılan yüzlerce ürüne göz yumanların gücü gariban aktarlara yetmekte.  Ankara Üniversitesinde tam gün çalışan, doktor olmayan, bir öğretim üyesi nasıl oluyorda TV ve gazetelerde diyabet tedavisi (kandırmaca olarak adına bitkisel destek deniyor!) reklamı yapıyor???</p><p>2.     Daha önceki yazımızda da belirtmiştik, hemen hemen bütün TV kanallarında her gün, saatlerce aslı astarı olmayan tedaviler yayınlanmakta. Daha vahim olay Show TV, Star, ATV, TV8, Beyaz TV gibi ulusal TV lerde hergün suç işlenmekte tıp etiği, hasta hakları ayaklar altına alınmakta. İş ana haber bültenlerine kadar çıkmış ve ana haberler içine belirli tedavi reklamları, doktor reklamları ve hastane reklamları sokuşturulmuştur. Hadi diyelimki bu Sağlık Bakanlığının, Türk Tabibler birliğinin, Tabib odalarının işi değil, RTÜK te mi bunları koruyor???</p><p> <strong>KAYNAK:</strong> <a
href="http://www.kfd.org.tr/?q=node/956">http://www.kfd.org.tr/?q=node/956</a></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/etibba-diyor-ki/cehalet-mi-ihanet-mi-cinayet-mi/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>İŞ BAŞ VURUSUNDA VÜCUT KİTLE ENDEKSİ SORUSU</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/misafir-yazar/is-bas-vurusunda-vucut-kitle-endeksi-sorusu/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/misafir-yazar/is-bas-vurusunda-vucut-kitle-endeksi-sorusu/#comments</comments> <pubDate>Sun, 05 Feb 2012 08:25:13 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9750</guid> <description><![CDATA[Önce sorum işverenlere... Siz işyerlerinizde çalışanlarınızın sağlığını ne kadar düşünüyorsunuz? Örneğin merdiven boşluklarını daha fazla aydınlatıp, duvarlarını canlı renklere boyayarak ya da ilginç poster ve tablolarla süsleyerek çalışanlarınızın kullanımı için cazip hale getirebilirsiniz.
]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Meral Tamer&#8217; in Milliyet&#8217; teki yazısı:</p><p>Önce sorum işverenlere&#8230; Siz işyerlerinizde çalışanlarınızın sağlığını ne kadar düşünüyorsunuz?<br
/> Örneğin merdiven boşluklarını daha fazla aydınlatıp, duvarlarını canlı renklere boyayarak ya da ilginç poster ve tablolarla süsleyerek çalışanlarınızın kullanımı için cazip hale getirebilirsiniz.<br
/> Yoksa sizin işyerinizdeki kantinlerde sağlığa zararlı olduğu kanıtlanmış, kanser hücrelerinin bir numaralı sevgilisi olan şekerli yiyecek ve içeceklerle, katkı maddeli abur-cuburlar hâlâ satılıyor mu?<br
/> Valla işyerinizde performansı arttırmak istiyorsanız, çalışan memnuniyetini de, sağlığını da göz ardı etmeyeceksiniz. Tabii çalışanların cephesinde de bayağı yenilikler var! Örneğin bazı iş başvuru formlarında vücut kitle endeksiniz bile isteniyor ve eğer 30’un üzerindeyse “Hiç zahmet edip de başvurmayın” deniyor.</p><p><strong>Kapitalizm out, ‘talent’izm in</strong><br
/> Tahmin edebileceğiniz gibi bunlar, bu yılki Davos toplantılarında edindiğim en yeni bilgiler. Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu Prof. Dr. Klaus Schwab, bu yıl toplantıların açılışında “Kapitalizm geride kaldı artık, talentizm çağı başladı” dediğinde klasik Davos ahalisi sayılan uluslararası dev şirketlerin CEO’ları tarafından çok eleştirildi; ama dünyanın yeni gerçeği de bu.<br
/> Artık kıt olan sermaye değil, yetenek. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Amerikan şirketlerinin kasalarında 1.73 trilyon dolar nakit var, ama yatıracak yer bulamıyorlar. Dünyanın en zenginlerinin kulaklarından fışkıran paralar için de istikbal vaadeden yatırım bulmak kolay değil.<br
/> Zaten Pricewaterhouse Coopers’ın her yıl yenilediği CEO Araştırması’na bu yıl verilen yanıtlar da aynı doğrultuda: Örneğin “İşyerinde zamanınızı harcarken öncelikleriniz nedir?” sorusunu CEO’ların % 82’si “Yetenekli eleman tedarikini sağlamak ve liderlik” diye yanıtlamış. CEO’lara sorulan bir diğer soru, “Önümüzdeki 12 ay için stratejik öncelikleriniz ne olacak?” Verilen yanıtlarda yatırım yapmak 4. sırada yer alırken, “Yetenek yönetme stratejileri” ilk sıraya yerleşmiş.</p><p><strong>Apple yaya kalıyor</strong><br
/> Google’ın kurucusu Eric Schmidt Davos’ta anlatıyordu. Google’da çalışmak için her ay dünyanın dört bir yanından yüzbinlerce başvuru oluyormuş; bunlardan pek çok elemeyi geçip de işe alınma noktasına gelindiğinde Schmidt son seçimi mutlaka kendisi yapıyormuş. Şu anda her çalışanın Google’a maliyeti 400 bin dolar; bu paranın içinde maaşın yanı sıra her çalışana verilen eğitim, yaratıcılığını artıracak ortam. vs de var. Her çalışanın Google’a sağladığı getiri ise 1.2 milyon dolar. Facebook’ta da benzeri rakamlar söz konusu: 342 bin dolara 1.2 milyon dolar.<br
/> Uzakdoğu’daki fabrikalarda yüzbinlerce işçinin karın tokluğuna çalıştırıldığı Apple’da ise durum hayli farklı: 1 çalışanın ortalama maliyeti 166 bin dolarken, her 1 çalışanın Apple’a sağladığı getiri 1.8 milyon dolar.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/misafir-yazar/is-bas-vurusunda-vucut-kitle-endeksi-sorusu/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>ESENYURT DEVLET HENGÂMESİ</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/haftanin-haberi/esenyurt-devlet-hengamesi/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/haftanin-haberi/esenyurt-devlet-hengamesi/#comments</comments> <pubDate>Sun, 05 Feb 2012 08:21:12 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[HABERİNİZ OLSUN]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9746</guid> <description><![CDATA[İnsan yaşaya yaşaya öğreniyor bazı şeyleri. Şu son 1 haftada yaşadıklarım bana epeyce bir acı verse de tecrübe sahibi yaptı bazı konularda. Mesela bir kalp krizinin nasıl yaşandığını, yaşayan insanda nasıl bir etki yaptığını bilmiyordum ben. Çünkü daha önce hiç böyle bir vaka ile karşılaşmamıştım.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Sevilay Yükselir&#8217; in Sabah gazetesindeki yazısı:</p><p>İnsan yaşaya yaşaya öğreniyor bazı şeyleri. Şu son 1 haftada yaşadıklarım bana epeyce bir acı verse de tecrübe sahibi yaptı bazı konularda.<br
/> Mesela bir kalp krizinin nasıl yaşandığını, yaşayan insanda nasıl bir etki yaptığını bilmiyordum ben. Çünkü daha önce hiç böyle bir vaka ile karşılaşmamıştım. Değil bir yakınımın uzaktan bir insanın dahi kalp krizi geçirdiği anlarına şahit olmamıştım.<br
/> Kriz geçiren kişi, filmlerde olduğu gibi birden kasılır, elini göğsüne götürür, morarır ya da kızarır sonrada ansızın yıkılıverir sanırdım. İşte o yüzden de ağır bir kriz geçiren ağabeyimi evinin önündeki bahçede, karların üzerinde, iki büklüm bir halde acılar içerisinde kıvranırken bulduğumda anlamadım neler yaşadığını.<br
/> Ancak çok sonra&#8230; Saatler sonra doktorlar, <strong>&#8220;Ölümden dönmüş. Çok ağır bir kriz geçirmiş&#8221; </strong>dediklerinde farkına vardım onun neler yaşadığının.<br
/> Bir de mesela &#8220;<strong>Genç doktor tecrübesizdir. Güvenmemek lazım!</strong>&#8221; yargısının ne kadar yanlış bir şey olduğunu kavradım yaşadığım bu olaylar neticesinde. Ağabeyimin hayatını kurtaran Esenyurt Devlet Hastanesi&#8217;nde görev yapan 25 yaşındaki Doktor Numan Gürbüz&#8217;e can borçluyuz.<br
/> İnanılır gibi değil değerli okurlarım ama 7 saat boyunca kaldığı o hastanede bize gün boyu söylenen neydi biliyor musunuz? <strong>&#8220;Kalp ile ilgili bir sıkıntısı yok! Kas spazmı olabilir. Ya da panik atak filan!&#8221; </strong><br
/> Meğer kalp krizi var mı yok mu anlamalarına yardımcı olacak asıl tahlili yapmamışlar. Doktor Numan sonradan farketmiş yapılmadığını. Eğer, acildeki o sedyede yılgın ve çaresiz düşen hastamızı eve götürmeye mecbur kaldığımızın hemen öncesi yeniden kan alıp, tahlile gönderen o genç doktor sonradan telefonla arayıp; &#8220;Derhal ambulansla bir hastaneye nakledin. Çünkü ağabeyiniz her an kalp krizi geçirebilir!&#8221; şeklinde uyarmasaydı belki de bugün canım kardeşim yanımızda olmayacaktı.<br
/> Bu arada Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ&#8217;ın dikkatini çekmek istediğim bir iki nokta var.<br
/> Esenyurt Devlet Hastanesi çalışanlarının işi gerçekten çok zor. Günde ortalama 3000 acil vaka kabul etmek zorunda kalan o hastane bu yükü kaldıramıyor. Kaldıramadığı için de bazen böyle hayati tehlikeye yol açacak arızalar yaşanıyor. Bölge halkının durumu malum. Gelir ve eğitim düzeyi düşük insanların yaşadığı bir alan. O alanda sürekli action yaşanıyor.<br
/> Gözlerimle gördüm. 1 saatte 4 bıçaklama, 4 intihara teşebbüs, 2 trafik kazası ve onlarca ateşli hasta, kalp krizi vakası&#8230; Hasta yakınları ilgisizlikten şikâyetçi. Bunun için de sürekli tatsız olaylar yaşanıyor. Doktorlara, diğer personele saldırılar had safhada. Sürekli tartaklanmaktan şikayetçi personel, <strong>&#8220;can güvenliğim yok!&#8221; </strong>diye isyan ediyor.<br
/> Evet. Aynı ilgisizliği ben de yaşadığım için hasta yakınlarına hak veriyorum ama bir yandan da onca hengame, kalabalık içerisinde doktorların da çaresizliğe düştüğünü düşünüyorum.<br
/> O nedenle bakanlık derhal takviye yapmalı. Bir an evvel adına yakışır bir hale, yani &#8216;tam teşekküllü&#8217; hale getirilmeli o hastane. Ayrıca bilinmeli ki Esenyurt Devlet Hastanesi sadece Esenyurtlulara hizmet vermiyor. Daha büyük bir alana hitap ediyor. Mesela biz Bahçeşehir&#8217;de oturuyoruz. Bölgede tam teşekkülü başka bir hastane olmadığı için bizim için de gidilecek ilk yer orası. Gittik ama maalesef kılı kılına yırttık!<br
/> Çok şükür atlattık ama sonuç hüsranla da bitmiş olabilirdi.<br
/> Neyse&#8230; Bu vesile ile hem genç Doktor Numan&#8217;a, hem de ağabeyimi sonrasında naklettiğimiz Beylikdüzü Medicana&#8217;nın kardiyoloji uzmanı Profesör Doktor Sebahattin Ateşal&#8217;a teşekkür ediyorum.<br
/> İlk müdahale çok başarılıydı.<br
/> Hoca sadece doktor değil. Anjiyo yaparken, stent takarken bile hastasına türkü söyleyen muazzam bir iletişim mühendisi! Tabii asıl operasyon önümüzdeki salı günü. Umuyorum herşey yolunda gidecek. Ağabeyim önce Allah&#8217;a sonra da bypass ameliyatını gerçekleştirecek olan Profesör Mehmet Salih Bilal ve ekibine emanet. Allah yollarını açık etsin&#8230;</p><p></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/haftanin-haberi/esenyurt-devlet-hengamesi/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>ERKEK ÇOCUKLARA KIZLARIN AŞISI YAPILIYOR</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/yazilar/tip-yazilari/rahim-agzi-kanseri-asisi/hpv-asisini-sifirlayan-arastirma/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/yazilar/tip-yazilari/rahim-agzi-kanseri-asisi/hpv-asisini-sifirlayan-arastirma/#comments</comments> <pubDate>Sat, 04 Feb 2012 22:42:41 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9733</guid> <description><![CDATA[Archives of Gynecology and Obstetrics tıp dergisinin son sayısında yayınlanan bir araştırma HPV aşılarının mantıksızlığını bir kere daha kanıtlamış oluyor. Meksika’ da yapılan bu çalışmada 72 gebe kadının rahim ağzında ve plasentalarında kısaca PCR denen ...]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Archives of Gynecology and Obstetrics</em></strong> tıp dergisinin son sayısında yayınlanan bir araştırma HPV aşılarının mantıksızlığını bir kere daha kanıtlamış oluyor.</p><p>Meksika’ da yapılan bu çalışmada 72 gebe kadının rahim ağzında ve plasentalarında kısaca PCR denen yöntemle HPV-DNA’ larının varlığı araştırılıyor.</p><p>Rahim ağzından alınan örneklerin yüzde 75’ inde; plasentada (çocuğun eşinde) ise yüzde 47.2’ sinde HPV-DNA’ sı olduğu belirleniyor.</p><p>Çalışmanın ilginç bir bulgusu da en çok rastlanan HPV tipinin HPV aşlarında da bulunan ve kanserojen olduğu ileri sürülen 18 numaralı HPV olması.</p><p>Buradan çıkarılacak önemli sonuç şu: <strong>HPV ile karşılaşma ilk cinsel ilişkiyle değil daha anne karnında başlıyor</strong>. Böyle olunca da bu virüslerle daha önce karşılaşmamış olduğu sanılan çocuklara aşı yapılmasının mantığı ortadan kalkıyor.</p><p>Araştırmanın bir diğer önemli sonucu da kanser yaptığı ileri sürülen 18 ve numara ve diğer tiplerin sık görülmesi. Bu da HPV kanser ilişkisinin nedensellik değil birliktelik olduğu tezinin bir kanıtı.  </p><p><strong>Haydi, oğlanlar aşıya!</strong></p><p>Bu araştırmaya “<strong>aşı meftunları</strong>” acaba ne bahane bulacak diye düşünürken “<strong>akıllara ziyan</strong>” bir haber de Amerika’ dan geldi.</p><p>Amerika’ nın meşhur Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Aşı Uygulamaları Danışma Komitesinin (ACIP) 2012 senesi için aşılarla ilgili tavsiyeleri yayınlandı.</p><p>Bunlar içinde en önemlisi bizde rahim ağzı kanseri aşısı olarak bilinen HPV aşısının kapsama alanına 11-12 yaş arasındaki erkek çocukların da alınması.</p><p>Bu kadarla kalsa gene iyi: 11-12 yaşlarını aşı yaptırmadan geçiren 26 yaşına kadar olan gençler, bağışıklık sistemi zayıf olanlar, HIV taşıyanlar ve homoseksüeller de HPV aşısı olmalıdır uyarısında bulunuyorlar.</p><p>Oysa, 2006 senesinde onaylanan HPV aşısı bugüne kadar rahim ağzı kanseri ve genital siğilleri önlediği gerekçesiyle sadece kız çocuklarına tavsiye ediliyordu.</p><p>HPV’ nin 100’ den fazla türü var ve Amerika gibi ülkelerde erişkinlerin büyük çoğunluğunun bu virüslerle karşılaştıkları ama bunların sebep olduğu enfeksiyonların çoğunun vücut tarafından ortadan kaldırıldığı biliniyor.</p><p>Kesin kanıtları olmamasına rağmen HPV’ nin rahim ağzı kanserinden başka ağız ve makat kanserleri ile de ilişkilendiriyor.</p><p>Allah’ tan ki Amerika’ da anne-babalar tüm uyarılara rağmen HPV aşısına çeşitli sebeplerle sıcak bakmıyorlar.</p><p>Onca propagandaya, korkutma kampanyalarına karşılık 2009’ da 19-27 yaş arası kadınların yüzde 17.6’ sının; 2010’ da ise yüzde 20’sinin HPV aşısı olduklarını bildiriliyor. </p><p>CDC’ nin bu son tavsiyesini hayretle karşıladım; çünkü hem HPV-rahim ağzı kanseri ilişkisi kesin değil ve hem de bu aşıların rahim ağzı kanseri ve bunlara bağlı ölümleri önlediğini gösteren bir kanıt yok.</p><p>Hayretle karşılamayacağım şey ise yarın bir gün bizde de dolduruşa gelen birilerinin çıkıp oğlanlarımızın HPV aşısı olmaları gerektiğini açıklamaları.</p><p><strong>Gelelim neticeye</strong></p><p><strong>BİR:</strong> HPV virüslerinin rahim ağzı kanserinin sebebi olamayacağı, aşının bir işe yaramayacağı bir kere daha kanıtlanırken, hâlâ aşı rahim ağzı kanserini önlüyor diye ortada gezenlere, bir de bunu oğlan çocuklarına tavsiye edenlere hayret ediyorum. En çok da Amerikalı çocuklara acıyorum.</p><p><strong>İKİ:</strong> Hep CDC uyarı yayınlayacak değil ya; bu sefer de ben CDC’ yi uyarıyorum. Sakın bu “<strong>şahane</strong>” fikrinizi Türkiye’ ye de göndermeye kalkmayın. Bizde zaten aklı başında hiçbir anne baba kızına bu “<strong>saçma sapan aşıyı</strong>” yaptırmıyor. Buna jinekologlar da dâhil, bilesiniz.</p><p>Eğer biri çıkıp da ”<strong>Oğlanlara da HPV aşısı yapılsın</strong>” demeye kalkacak olursa, o saat “<strong>Erkek çocuklarına kızların aşısı yapılıyor”</strong> söylencesi köylere, mezralara kadar gider, benden söylemesi.</p><p><strong>KAYNAKLAR</strong></p><p><a
href="http://www.cdc.gov/mmwr/preview/mmwrhtml/mm6104a9.htm?s_cid=mm6104a9_w">http://www.cdc.gov/mmwr/preview/mmwrhtml/mm6104a9.htm?s_cid=mm6104a9_w</a></p><p><a
href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21538009">http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21538009</a></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/05/yazilar/tip-yazilari/rahim-agzi-kanseri-asisi/hpv-asisini-sifirlayan-arastirma/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>PSİKİYATRİ SAHASININ RÖNTGEN SONUÇLARI ÇIKTI</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/04/etibba-diyor-ki/psikiyatri-sahasinin-rontgen-sonuclari-cikti/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/04/etibba-diyor-ki/psikiyatri-sahasinin-rontgen-sonuclari-cikti/#comments</comments> <pubDate>Sat, 04 Feb 2012 07:34:28 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ETİBBA DİYOR Kİ]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9730</guid> <description><![CDATA[15 yıldır alandayım. Gerek birebir ve yakından, gerekse dolaylı olarak ve uzaktan binlerce vaka görmüş biriyim. Çoğu da psikiyatri tezgahından geçip gelmiş kişilerdir. Hep hastaların filmi çekilir. Bir de film çekenlerin filminin çekilmesi lazımdır. İçinde bulunduğum bir alanda çektiğim ve ...]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Psikolog İzzet Güllü&#8217; nün yazısı:</p><p>15 yıldır alandayım. Gerek birebir ve yakından, gerekse dolaylı olarak ve uzaktan binlerce vaka görmüş biriyim. Çoğu da psikiyatri tezgahından geçip gelmiş kişilerdir. Hep hastaların filmi çekilir. Bir de film çekenlerin filminin çekilmesi lazımdır. İçinde bulunduğum bir alanda çektiğim ve uygulamadaki vahametleri ortaya koyan psiko &#8211; röntgen sonuçları aşağıdaki gibidir:</p><p>Tıp okuyan, bu içselleştirilmiş uzun eğitim süreci sonunda ruhsal sorunları tamamen tıbbi bir gözle görmeye eğilimli hale gelen, muhtemelen, “Bizim diğer hekimlerden neyimiz eksik ki. 10 yıl boşuna mı okuduk, elbet hemen anlarız” mantığıyla, tabi ki bir de bunu pekiştiren yapısal sorunlar nedeniyle psikiyatri uzmanları sadece şikayetlere bakmayı alışkanlık haline getirmiştir.</p><p>Bu hatalı algılama ve uygulamalar her soruna ilaç verme sonucunu doğurmuştur. Çünkü diğer yöntemlere hem vakit yoktur hem de zahmetlidir. Üstelik de bu tıbbi olmayan, herkesle uzun uzun konuşmayı gerektiren hizmetler yaygın hekimlik meslek algısıyla da çok bağdaştırılmaz.</p><p>Teşhis koymayınca yazılan ilacı SGK ödemez. Haliyle reçetelere, ilaç verebilmek için zorlama / suni (maalesef ki uyduruk diyorum. Aksi halde bir uzman hekimin basit bir depresyon olgusunu gündelik sorunlardan ayıramamış olması gerekir ki ben buna ihtimal vermek istemem) teşhisler konulması gerekir.</p><p>Böylece zaman içinde, “Senin sorunun depresyon hastalığı değil, çünkü yapısal bir bozukluk yok. Güncel bir durum” demek zor bir hale gelir. Çünkü o zaman kişi, “Hasta değilsem, ilaç da gerekmiyorsa o zaman bana ne yapmam gerektiğini söyle” diyecektir. Buna cevap vermek köyden gelmiş, çoğu SSK’lı olan, ilkokul mezunu kişilerle vs. iletişimi, belki de uzayıp giden polemikleri doğuracaktır. Bu ise saygın ve otoriter hekimlik algısını da zedeleyecektir, haliyle pek istenilmez. (Bir danışan, “Hocam 10 yıl tıp okumuş bir hekim bu süreç içinde oturmuş yüksek çıtayı aşıp da mesela bir ilkokul mezunuyla falan sizin gibi bir saat konuşamaz” demiştir)</p><p>Bir de bu işler için yetişmiş, azılı düşmanını yakalasa bir saat dinlemeden bırakmamaya adeta ahdetmiş psikologlar vardır aynı kurumlarda. Ancak bunlar alanın ayrık otu gibi görülür. Çok nadir durumlar dışında kendilerine ya göstermelik birkaç “sohbet vakası” yollanır ya da, “Nerden çıktı bunlar, bu alanda ikinci bir mesleği istemiyoruz, madem atamışlar buraya, siz rol biçin, fazla ileri gitmesinler, gönderin bol bol akşama kadar zekâ testi yapsınlar” denilir. Dilinin sanatıyla kimyanın gücünü yenen, fazla öne çıkan bir psikolog olursa da en iyimser sonuca göre tayin gitmek zorunda falan kalabilir.</p><p>Sonra mızrak çuvala sığmaz tabi. Hak gelince batıl sallanmaya başlar. Çünkü gecenin hükmü güneş doğana kadardır. Hekimler zar zor harekete geçmeye, en çok da özeleştiri yapmaktan çok suçlamaya, psikiyatri düşmanlığı ithamlarında bulunmaya (halk sağlığını korumak, toplumu uyarmak için gerekirse psikiyatriye düşman da olunabilir ve bu olsa olsa şereftir) başlarlar. “Hekim olmayan ne anlar, bu sorunları ancak biz kendi içimizde tartışırız” demeye getirirler.</p><p>Tartışırken buldukları çözümler ise genellikle; halka koruyucu ruhsal yardım sunan danışmanlık merkezlerinin vs. kapatılması gerektiği görüşü” veya “Hekimlere şiddet var, zorla ilaç yazdırıyorlar bize” yahut “Hekimlerin özlük hakları kötü” gibi son derece afakî sonuçlar olur.</p><p>10 yıl okudukları için hekimlerin yitik malı gibi değil, halkın nitelikli sağlık hizmeti alması esas tutulursa çözüm çok basittir oysa.</p><p>Bu da ancak Sağlık Bakanlığının çıkardığı faturayı ödeyen SGK’ya düşmektedir.</p><p>Nasıl ki her hastaya önce tahlil istenir, çıkan laboratuar bulgusuna göre teşhis konulur. Aynı şekilde ruhsal yardım için gelen her kişi öncelikle psikologlarca test, görüşme, gözlem bulgularıyla mutlaka iyice değerlendirilmelidir. Psikiyatristlerin önemli bir bölümü zaten psikologları laboratuar teknisyeni gibi görmeye çok heveslidir. Bu onların da hoşuna gidecektir hem.</p><p>Bu nesnel sonuçlara göre hasta çıkan kişiler psikolog–uzman hekim ekibine gönderilir. Hastalık tablosu oluşturmayan kişilere danışman psikologlarca gerek koruyucu gerekse destekleyici psikolojik hizmetler sunulur.</p><p>Yani alana pratisyen hekim–uzman hekim çalışma ilişkisine benzeyen bir sistem yahut savcı–hâkim modeli getirilir.</p><p>Yani psikiyatristlerin alanın hem savcısı hem hâkimi olmasına son verilir. Çünkü bu psikiyatriyi ayrıca sanık sandalyesine de oturtmaktadır. Dikkat edin üroloji, kardiyoloji, dermatoloji, jinekoloji değil aylardır psikiyatri tartışılmaktadır. Bunun nedeni bir kısım zevatın sandığı gibi psikiyatriyi sevmemek olmasa gerektir.</p><p>Bunun için ise bir kısım hekimlerin en az Everest dağı kadar yüksek olan mesleki narsizm ve şişkin ego tepelerinin aşılması; halkın Çukurova kadar masum ve verimli topraklarının öncelikli olarak önemsenmesiyle mümkündür.</p><p>Bu ise sadece ve sadece sözü edilen bilimsel ve deneyimlenmiş sağlıklı süreci SGK’ nın zorunlu kılmasıyla mümkündür. Bugüne kadar ki gelişmeler (daha doğrusu gelişmemeler) bunu göstermektedir.</p><p>En ideali de bunun bugüne kadar neden yapılmadığının sorgulanması, neden olanlara yol açtıkları maddi ve manevi bedelin faturasının ödettirilmesidir.</p><p>(Not: Tüm hekimlerimizi tenzih ediyorum, sadece yaygın durumu resmetmeye çalışıyorum)</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/04/etibba-diyor-ki/psikiyatri-sahasinin-rontgen-sonuclari-cikti/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>MEVLANA PROZAC ALIR MIYDI?</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/04/misafir-yazar/9726/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/04/misafir-yazar/9726/#comments</comments> <pubDate>Sat, 04 Feb 2012 07:07:57 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=9726</guid> <description><![CDATA[İnsanın yoldaşı, kahkaha değil gözyaşıdır. İnsana derinliğini veren yaşadığı hüzün, çektiği çiledir. Her şey, içinde, yok olacağı anı barındırır. Kayıp veya kaybetme endişesi sürekli yoldaşımızdır. Bunun, bilerek veya bilmeyerek, herkes farkındadır. Devamlı bir şeyler kaybederiz veya bir şeylerin...]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Metin Münir&#8217; in Milliye&#8217; teki yazısı:</p><p>İnsanın yoldaşı, kahkaha değil gözyaşıdır. İnsana derinliğini veren yaşadığı hüzün, çektiği çiledir.<br
/> Her şey, içinde, yok olacağı anı barındırır. Kayıp veya kaybetme endişesi sürekli yoldaşımızdır. Bunun, bilerek veya bilmeyerek, herkes farkındadır.<br
/> Devamlı bir şeyler kaybederiz veya bir şeylerin kaybolduğuna şahit oluruz.<br
/> Hüzün bunlara verdiğimiz tepkidir ve insan olmanın bir sonucudur. <br
/> İnsan var olduğundan beri bilinen ve böyle anlaşılan bu durum son zamanlarda dünya çapında bir ruh hastalığı haline getirildi.<br
/> Hüzün isim değiştirerek “depresyon,” nitelik değiştirerek hastalık oldu.<br
/> Bu başkalaşım herhangi bir bilimsel buluşa değil arkasında muazzam para gücü olan bir pazarlama stratejisine dayanıyor.<br
/> Bu stratejinin iki ortağı var: Daha çok mal satmak isteyen ilaç şirketleri. Ve tıbbın en az bilimsel dalı olan, diğer dallar gibi ilaçla tedavi edebilen bir disiplin haline gelmek, ciddiye alınmak isteyen psikiyatri.</p><p><strong>Karşılıklı destek</strong><br
/> Psikiyatri, sadece depresyonu değil, insan olma durumunun doğal sonucu olan birçok hali hastalık sınıfına sokarak ilaç endüstrisine yardımcı oldu. İlaç endüstrisi de bu hastalıklara, tedavi etme yeteneği tartışmalı, ilaçlar uydurarak psikiyatriye.<br
/> Bu çıkar buluşmasının sonucu yeryüzünün psikiyatrik ilaca boğulmasıdır. Antidepresanlar dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de en çok satan ilaçlar arasına girdi. Hastalık olmayan bir durum müthiş ağır yan etkileri olan ilaçlarla “tedavi” ediliyor. Bu çağımızın en büyük aldatmacalarından biri, muska yazmaktan beter bir şarlatanlıktır. Hiç olmazsa muskanın yan etkisi yok.<br
/> Bir psikiyatristin normal insanlık hali olan hüzün için ilaç yazması bir cerrahın hasta olmayan bir uzvu sırf para kazanmak için ameliyat etmesinden farklı değildir.<br
/> Kişi için, normal hüzün durumlarında, hayatın günlük streslerine karşı antidepresan kullanmak tedavi değil hastalık aramaktır. Tırnağı kesmek yerine parmağı kesmek gibi bir akılsızlıktır.<br
/> Bu ilaçların büyük bir bölümünün parasını ödeyen Sosyal Güvenlik Kurumu için ise gerçek bir israftır.</p><p><strong>İnsanın doğası değişmedi</strong><br
/> “Ömrümün hulasası, üç sözden fazla değildir. Ham idim, piştim, yandım,” diyor büyük hayat ustası Mevlana.<br
/> Bu sözler insanın başlangıçta ham olduğunu “ateş üstündeki tencere gibi ıstırap duyup,” sayesinde olgunlaştığı bir süreçten geçmesi gerektiğini anlatıyor. <br
/> Mevlana, bugün yaşasaydı, Prozac milletinden olmazdı. Çünkü hüznün, neşe ve sevgi gibi, insan olmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu, daha olgun bir insan olmak için yaşanması gerektiğini bilirdi.<br
/> Değişen bir şey yok. İnsanın doğası Mevlana’nın yaşadığı On Üçüncü Yüzyıl’dan bu yana değişmedi.<br
/> İnsanın kişiliğini zenginleştirmesi, gereksiz yere antidepresan alıp çok uluslu ilaç şirketlerini ve psikiyatristleri zenginleştirmesinden bin kat iyidir.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/04/misafir-yazar/9726/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> </channel> </rss>
<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk
Page Caching using disk (user agent is rejected)
Database Caching 2/11 queries in 0.160 seconds using disk

Served from: www.ahmetrasimkucukusta.com @ 2012-02-07 04:05:47 -->
