<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?> <rss
version="2.0"
xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
><channel><title>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</title> <atom:link href="http://www.ahmetrasimkucukusta.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" /><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com</link> <description>Kişisel websitesi</description> <lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 19:33:14 +0000</lastBuildDate> <generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator> <language>en</language> <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod> <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency> <item><title>KEDİ TIRMIĞI HASTALIĞI NASIL TEŞHİS EDİLİR?</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/derdime-bir-care/kedi-tirmigi-hastaligi-nasil-teshis-edilir/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/derdime-bir-care/kedi-tirmigi-hastaligi-nasil-teshis-edilir/#comments</comments> <pubDate>Thu, 17 May 2012 19:33:14 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[DERDİME BİR ÇARE]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12325</guid> <description><![CDATA[Tipik hastalarda bu hastalığın teşhisi için biyopsi yapılması gerekli değildir. Kanser şüphesi olan veya bağışıklığı baskılanmış hastalarda lenf düğümü veya derideki lezyonlardan biyopsi yapılabilir. Biyopside tüberküloz, sarkoidoz gibi hastalıklardakine benzer bulgular yani “granülomatöz iltihap” vardır.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba hocam,<br
/>  <br
/> Sağ koltuk altı, dirsek, daha sonra da omzumda şişkinlikler çıktı..</p><p>Göztepe SSK’ya gittim bir seri tahliller yapıldı fakat net bir tanı konulamadı&#8230;<br
/>  <br
/> Sağ dirsek ve sağ koltuk altıma 2 kere biyopsi yapıldı. Patoloji sonucunda kedi tırmığı bartonella da olabilir tüberküloz da olabilir diye yazıyor..<br
/>  <br
/> Sağ koltuk altımdaki küçüldü fakat omzumdaki şişkinlik devam ediyor. Sertleşti de.. Oraya biyopsi yapılmadı..<br
/>  <br
/> Siz İFA testinden bahsetmiştiniz.. Ben bunu kendim yaptırayım dedim ama o bir yöntemmiş.. İçinde bir sürü test varmış.. Direkt isim verilmeliymiş ona göre yapılmalıymış&#8230;<br
/>  <br
/> Ekonomik durumum da pekiyi olmadığı için zorlanarak da olsa bu testleri yaptırmak istiyorum..<br
/>  <br
/> Lütfen bana yardımcı olun&#8230;</p><p><strong>KEDİ TIRMIĞI HASTALIĞI NASIL TEŞHİS EDİLİR?</strong></p><p>Tipik hastalarda bu hastalığın teşhisi için biyopsi yapılması gerekli değildir. Kanser şüphesi olan veya bağışıklığı baskılanmış hastalarda lenf düğümü veya derideki lezyonlardan biyopsi yapılabilir.</p><p>Biyopside tüberküloz, sarkoidoz gibi hastalıklardakine benzer bulgular yani “granülomatöz iltihap” vardır.</p><p>Kesin teşhis için biyopsi örneğinde PCR testi veya özel bazı boyalarla ile hastalığa sebep olan bakterilerin tespit edilmesi gerekir.</p><p>Kedi tırmığı hastalığında Bartonella henselea bakterine karşı oluşmuş olan antikorlar IFA veya ELISA yöntemleriyle ölçülebilir. 1:64’ den daha yüksek antikor seviyeleri yeni bir enfeksiyonu gösterir. Antikor titresinde 6 hafta arayla 4 misli artış olması da teşhis koydurucudur. IFA ve ELISA testlerinde diğer Bartonella türleri ve Chlamydia türü bakteriler arasında çapraz-duyarlılık bulunabilir.</p><p>IFA testi bazı laboratuarlar tarafından yapılmaktadır.</p><p>Bu hastalık için bir zamanlar kullanılmış olan deri testi artık uygulanmamaktadır.</p><p><strong>Gelelim neticeye</strong></p><p>Kedi tırmığı hastalığı selim seyirlidir; kendi kendine düzelir. Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar verilebilir. Bağışıklığı baskılanmış hastalarda antibiyotik tedavileri denenebilir.</p><p>Sizde tüberküloz ihtimaline karşı PPD deri testi ve kanda Quantiferon testleri yapılması daha uygundur; çünkü şayet sizdeki lenf düğümü büyümeleri ve deri lezyonları tüberküloza bağlıysa tedavi görmeniz gerekir.</p><p>PPD testi, ön kolun iç yüzeyinde deri için tüberküloz mikroplarına ait antijenlerin zerk edilmesiyle yapılır ve 2 gün sonra orada şişlik oluşup oluşmadığına bakılır.</p><p>Quantiferon testinde ise kanda tüberküloz mikroplarının antijenlerine karşı oluşan gama-interferon miktarı ölçülür.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/derdime-bir-care/kedi-tirmigi-hastaligi-nasil-teshis-edilir/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>İLAÇTAN SONRA KOLA İÇİNCE ÖLDÜ</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/abur-cubur-ivir-zivir/ilactan-sonra-kola-icince-oldu/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/abur-cubur-ivir-zivir/ilactan-sonra-kola-icince-oldu/#comments</comments> <pubDate>Thu, 17 May 2012 07:39:30 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ABUR CUBUR IVIR ZIVIR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12322</guid> <description><![CDATA[Aydın’ın Söke ilçesinde düğün hazırlıkları yapan Gaye Deniz isimli genç kız, başı ağrıyınca bir ağrı kesici hap içti. Ardından kola içen Gaye Deniz, kısa süre sonra midesi bulanınca, yakınları tarafından Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. ]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Star</strong> gazetesinde <strong>Sevde Kılıç Aydın&#8217;</strong> ın haberi:</p><p>Aydın’ın Söke ilçesinde düğün hazırlıkları yapan Gaye Deniz isimli genç kız, başı ağrıyınca bir ağrı kesici hap içti.</p><p>Ardından kola içen Gaye Deniz, kısa süre sonra midesi bulanınca, yakınları tarafından Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.</p><p>Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan genç kız, tüm müdahalelere rağmen hayata tutunamadı.</p><p>Genç kızın ölüm haberi günlerdir hastane önünde umutla bekleyen nişanlısı Musa Binici’ye iletildiğinde, feryatlar yürek parçaladı.</p><p>Gaye’nin ailesi ve yakınları da gözyaşlarına boğuldu. Söke’de seramik fabrikasında çalıştığı öğrenilen genç kızın iki ay sonra dünya evine gireceği ve düğün hazırlıkları yapıldığı öğrenildi.</p><p>Ölüm haberi Söke’de de büyük üzüntüye neden olan Gaye, İzmir Adli Tıp Kurumu’nda yapılacak otopsinin ardından son yolculuğuna uğurlanacak.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/abur-cubur-ivir-zivir/ilactan-sonra-kola-icince-oldu/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>TIP BİLİMİNDE GÖZLEMİN YERİ</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/etibba-diyor-ki/tip-biliminde-gozlemin-yeri/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/etibba-diyor-ki/tip-biliminde-gozlemin-yeri/#comments</comments> <pubDate>Thu, 17 May 2012 07:30:25 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ETİBBA DİYOR Kİ]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12317</guid> <description><![CDATA[Bugün tıp alanında kabul görmüş pek çok kural, hekimlerin gözlemleri sonucu ortaya çıktı. Mesela sağlıklı beslenme ve el temizliği konusundaki uyarılar, 1400’lü yıllara kadar uzanıyor.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Milliyet gazetesinde <strong>Dr. Eser Alptekin&#8217;</strong> in yazısı:</p><p>Bugün tıp alanında kabul görmüş pek çok kural, hekimlerin gözlemleri sonucu ortaya çıktı. Mesela sağlıklı beslenme ve el temizliği konusundaki uyarılar, 1400’lü yıllara kadar uzanıyor.</p><p>Dünyada birçok bilim alanının gelişmesi, gözlemsel tecrübeler sonucunda oldu. Ancak teknolojinin gelişmesiyle mesleğimizde gözlem, eski popülerliğini kaybetti. Bir hastanızın kullandığı ilaçlarla yediği yemekler arasındaki bağlantıyı kuramazsanız, ona verdiğiniz ilacın neden dozundan daha fazla ya da daha az etkin olduğunu tespit edemezsiniz. Bu yazımda tıpta gözlemle ilgili iki yaşanmış olaya değineceğim.<br
/>  <br
/> Venedikli Cornaro Vakası<br
/> Venedikli Luigi Cornaro, 1460’lı yıllarda zengin ve aristokrat bir ailenin mensubu olarak doğdu. Venedikli aristokrat erkekler, o dönemde fazla işle uğraşmaz, kendilerini yormaz ve günde en az 4-5 yemek şölenine katılırdı. Bu şölenlerde kuşkonmazdan tutun, kekliğe, dana kelleden kuzu çevirmeye, domuzdan tavus kuşuna uzanan çeşitlilikte yemekler ikram edilirdi.</p><p>Cornaro, 40’ıncı yaş gününe yaklaştığında, doktorları ona daha fazla yaşamak istiyorsa beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Pek çok asilzadenin aksine o, hekimlerin sözünü dinledi, alkol ve yemek tüketimini ciddi oranda azalttı. Hatta o noktaya geldi ki, hekimler sağlığı için daha fazla yemesi gerektiğini önermeye başladı. O, dengeli beslenmesine devam etti ve 102 yaşına kadar yaşadı.</p><p>Bu konuda ‘Ölçülü Bir Yaşam Üzerine Söylemler’ adıyla dört ciltlik bir kitap yazdı. Cornaro, sadece uzun yaşamı değil kaliteli bir ömrü de savundu. “Hastalık ve sefaletle dolu uzun bir yaşam, hiç yaşamamaktan daha kötüdür” sözüyle de bu görüşünü özetledi. Günümüzde saygın tıp dergilerinde kalori kısıtlamasıyla birlikte insan ömrünün uzadığına dair birçok makale yayımlanır.<br
/>  <br
/> Dr. Semmelweis’in Dramı<br
/> Cornaro bir asilzade olarak şanslıydı ve insanlığa düşüncelerini rahatlıkla aktarabildi. Macar doktor Ignaz Semmelweis ise o derece şanslı değildi. 1840’larda doktor oldu ve bir Viyana hastanesinde kadın doğum alanında çalışmaya başladı. O dönemde birçok kadın lohusalık hummasına kapılarak ölüyordu.</p><p>Avrupa’da o yıllarda gebelik ölümünün en önemli nedeniydi bu hastalık. Tuhaf bir şekilde evde bir ebe yardımıyla doğum yapan kadınlar, doğum kliniğinde doktorlar tarafından doğurtulan kadınlardan daha az lohusalık hummasına kapılıyordu.</p><p>Semmelweis, tıp öğrencilerinin ve doktorların doğum odasına kadavra odasındaki örneklere dokunduktan sonra girdiklerini gözlemledi. Ölüm oranlarının ameliyatlardan ve doğumlardan önce sadece ellerin yıkanmasıyla azaltılabileceğini iddia etti. Bu konuda 1865 yılına kadar umutsuzca savaş verdi.</p><p>Karısı ve arkadaşları tarafından bir akıl hastanesine yatırıldı ve orada iki hafta sonra bir personelin elinde hayatını kaybetti. Günümüzde Semmelweis’in gözlemleri kanıtlanmış olup, dezenfeksiyon ve sterilizasyon için sürekli yeni teknikler geliştirilmekte.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/etibba-diyor-ki/tip-biliminde-gozlemin-yeri/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>BİLİM İNSANI OLARAK BESLEDİĞİNİZ BU İNSANLARIN BİLİMDEN HABERİ YOK</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/ordan-burdan-havadan-sudan/bilim-insani-olarak-beslediginiz-bu-insanlarin-bilimden-haberi-yok/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/ordan-burdan-havadan-sudan/bilim-insani-olarak-beslediginiz-bu-insanlarin-bilimden-haberi-yok/#comments</comments> <pubDate>Thu, 17 May 2012 07:24:37 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ORDAN BURDAN... HAVADAN SUDAN]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12313</guid> <description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Demirsoy, sempozyumu ortaoyununa benzeterek, “Bilim adamı olarak eğitim kurumlarında beslediğiniz bu insanlar, dünyanın neresine giderseniz gidin, bir şeyin bilim olabilmesi için gerekli olan temel ölçü ve koşullardan bile haberdar değiller” iddiasında bulundu.Katılımcıların ortak özelliği: 'Bilimden haberleri yok']]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Ali Demirsoy üniversitede evrim karşıtı sempozyumu &#8220;bilim insanı olarak beslediğiniz bu insanların bilimden haberi yok!&#8221; sözleri ile eleştirdi.</strong></p><p>16-17 Mayıs tarihlerinde Marmara Üniversitesi&#8217;nde düzenlenecek olan &#8220;Bilim, türler arası evrimi neden kabul etmiyor?&#8221; başlıklı sempozyuma yönelik tepkiler sürüyor. Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Demirsoy, sempozyumu ortaoyununa benzeterek, “Bilim adamı olarak eğitim kurumlarında beslediğiniz bu insanlar, dünyanın neresine giderseniz gidin, bir şeyin bilim olabilmesi için gerekli olan temel ölçü ve koşullardan bile haberdar değiller” iddiasında bulundu.</p><p><strong>Katılımcıların ortak özelliği: &#8216;Bilimden haberleri yok&#8217;</strong></p><p>Uluslararası alanda yaptığı çalışmalarla dünyaca da tanınan bir bilim insanı olan Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Demirsoy, Marmara Üniversitesi bünyesinde düzenlenecek olan evrim karşıtı sempozyumu ele aldığı kapsamlı değerlendirmesinde, katılımcıların bugüne kadar hiçbir bilim insanının aklına gelmeyen önemli buluşları olduğu ironisini yaparak,</p><p>“Örneğin: Bunlardan biri ilk insan Hz. Adem’in boyunun 30 metre olduğunu ve insanların bir dönem dinozorlarla birlikte yaşadığını kitabında yazmış, bir diğeri, kitabında, çağdaş bilim insanlarının araştırmalarından ziyade Said-i Nursi’den alıntılar yaptığı için üniversiteden ihraç edilmiş; bir diğeri kitabında ‘bakteriler filden daha güçlü mü ki’ diyerek, Darwin’in ‘güçlü olan ayakta kalır’ görüşünü çürütmüştü!</p><p>Bir de bu bir bilimdir, tartışılmasında ne sakınca var demezler mi. Bu daha da vahim bir durumu gösteriyor: Bilim insanı olarak eğitim kurumlarında beslediğiniz bu insanlar, dünyanın neresine giderseniz gidin, bir şeyin bilim olabilmesi için gerekli olan temel ölçü ve koşullardan bile haberdar değiller. Böyle bir teraziden ve dirhemden ne ölçülebilirse, ürün o olacaktır” görüşünü savundu.</p><p><strong>&#8220;Fen Edebiyat fakültelerini ihmal etmek topluma pranga vurmak demek&#8221;</strong><br
/> Evrim karşıtı sempozyum öncesi yaptığı değerlendirmeyle evrim teorisinin tarihsel gelişimini aktaran Demirsoy, “bütün bunları anlayabilmek için, bugüne kadar bize ‘hap; siz ona uyuşturucu hap da diyebilirsiniz’ verilmiş olanla yetinmeyip, çoğumuz için zor olsa da, düşünmeyi denemekle işe başlamalıyız derim. Unutulmaması gereken en önemli şey de düşünmeye; ancak sorgulamayı öğrenmeyle başlanıyor.</p><p>Sorgulamayan hiçbir birey gerçeği öğrenemez; sorgulamayı yaşam tarzı olarak benimsememiş hiçbir toplum da atılım yapamaz. Örnek mi istiyorsunuz? Sorgulamayı tabu kılmış; dini öğretiyi de rehber yapmış ülkelere bakın. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç: Eğer doğada merak ettiğiniz herhangi bir şeyin aydınlatılmasını istiyorsanız, bilimsel düşüncenin alfabesi olarak görülen matematik başta olmak üzere sırasıyla, fizik, kimya, jeoloji, astronomi ve biyolojiyi sindirmiş olmanız gerekiyor. Fiziki evrenin ve canlı bünyesinin anlaşılması başka hiçbir yolla öğrenilemez.</p><p>Dogma, bu bilimlerin öğrenilmesindeki zorluğu fırsat bilenlerin topluma pompalamaya çalıştıkları nesnel olmayan öğretinin adıdır. İnsanın sosyal evrimine ya da ilişkilerine yönelik doğru yönlenmeyi ise sosyal bilimler dediğimiz öğretiler belirler. Bu iki öğretinin incelendiği, geliştirildiği, öğreniminin yapıldığı en üst kurumlar fen ve edebiyat fakülteleridir.</p><p>Buradan çıkacak öğrenciler bir topluma en doğru ve en gerçekçi yolu gösterebilirler. Bu fakültelerin ihmal edilmesi toplumun geleceğine pranga vurmak olacaktır. Ne yazık ki Türkiye bugüne kadar bu iki fakülteye gerekli özeni göstermediği gibi, bu fakültelerin mezunlarının hamiliğini yüklenmiş (tıpçıların sağlık bakanlığı, ziraatçıların tarım bakanlığı, ormancıların orman bakanlığı, hukukçuların adalet bakanlığı, mühendislerin sanayi ve bayındırlık bakanlığı gibi) her hangi bir kurum da olmadığı için öğrencileri aradıklarını bulamamışlar ve dolayısıyla öğrenci seviye gittikçe düşmüş; birçok bölüm kapanmış; bir kısmı da yolda” değerlendirmesinde bulundu.</p><p><strong>‘Dogmaya saplanma kuyuya düşme gibidir’</strong><br
/> “Bilimsel anlayışa kavuşma kuyudan tırmanma gibidir; doğmaya saplanma da kuyuya düşme gibidir” tespitinde bulunan Demirsoy, öğrenci seviyesinin düşmesinin sadece mezun olanların iş bulmadaki zorluklarına bağlamanın da hatalı olacağına dikkat çekti.</p><p>Bunun önemli bir etken olduğunu ancak sorunun yalnızca bu olmadığını ifade eden Demirsoy, “aslında çok daha kronikleşmiş ve gizli kalmış başka bir olumsuzluk söz konusudur. Fen ve Edebiyat fakültesindeki öğretim elemanlarının önemli bir kısmının çağdaş fen ve edebi bilimleri içine sindirememiş olmasıdır. Dogmanın hiç uğramaması gereken bu iki fakültenin elemanları açık ya da gizle olarak teoloji biliminin savunulurcuğuna soyunmuşlardır.</p><p>Durum içler acısı, büyük şehirlerimizin en büyük üniversitelerinde profesörlük kadrosundan ücret alanlar, İstanbul’un en büyük üniversitesinin birinde, 16-17 Mayıs 2012 tarihinde ‘Yaratılış Kuramını’ tartışacaklarmış. Katılanların bugünkü bilimsel anlayışın tersine önemli katkıları olduğu açık! Herhalde onları tartışacaklar. Bir de ‘bu bir bilimdir, tartışılmasında ne sakınca var?’ demezler mi. Böyle bir teraziden ve dirhemden ne ölçülebilirse, ürün o olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p><p><strong>‘Evrim karşıtı kitaplar yazan zatı da bu müsamereye çağırın’</strong><br
/> Hacivat Karagöz oyununun, bunca teknik ve bilimsel gelişme karşısında gittikçe ortadan kalkmasına çok üzüldüğünü ifade eden Demirsoy, “Marmara Üniversitesinin böyle bir orta oyununa ev sahipliği yapması iyi olmuş; belli ki İstanbullular bu oyundan büyük zevk alacaklar. Keşke üniversite yönetimi, şu anda belki de Marmara Üniversitesinin öğretim üyelerinin tümünün yazmış olduğu kitabın toplamından daha fazla “Evrim Karşıtı” kitaplar yazmış, ilkokuldan cumhurbaşkanına kadar bedelsiz dağıtmış, her hafta çok güzel kızlarla televizyon söyleşileri yapan zatı da bu müsamereye davet edip, sahneyi zenginleştirse” dedi.</p><p><strong>‘Meyve veren anıt ağaçlar devrilince altında yabanileri biter’</strong><br
/> Operasyon başka cephelerde de sürmekte olduğunun altını çizen Demirsoy, Fen ve Edebiyat fakültelerinden pedagoji formasyonlarının kaldırılmasını örnek göstererdiği kapsamlı değerlendirmesinde “böylece mezunlarının hiç değilse öğretmen olurum umutları da böylece budandı. Dogmanın güçlenmesi –sömürünün devamı için- için böyle bir budama gerekliydi.</p><p>Toplumun yaratıcı gücüne dolaylı olarak önemli bir darbe vuruldu. Yerine bir şeyler ikame edilmeliydi. Müjde gecikmedi. Çok sayıda imam hatip ortaokulu açılacakmış. Meyve veren anıt ağaçlar devrilince, altında yabanileri biter. Kim bilir batının fen ve edebiyat (keza sanat) eğitimi ile ulaştığı uygarlığa, bakarsınız biz imam hatiplerle ve orta öğretime koyduğumuz zorunlu-seçmeli özel derslerle ulaşırız” ifadelerine yer verdi.</p><p><strong>KAYNAK</strong>: <a
href="http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/bilim-insani-olarak-beslediginiz-bu-insanlarin-bilimden-haberi-yok-haberi-54749">http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/bilim-insani-olarak-beslediginiz-bu-insanlarin-bilimden-haberi-yok-haberi-54749</a></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/ordan-burdan-havadan-sudan/bilim-insani-olarak-beslediginiz-bu-insanlarin-bilimden-haberi-yok/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>İLAÇTAKİ KRİZ</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/misafir-yazar/ilactaki-kriz/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/misafir-yazar/ilactaki-kriz/#comments</comments> <pubDate>Wed, 16 May 2012 23:17:44 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12307</guid> <description><![CDATA[Biz hastaneleri düzelttik, ilaçları ucuzlattık diye sevinelim (buradaki çabayı küçümsemiyorum) Avrupa'daki hükümetlerin ve ABD hükümetinin kaygısı başka... Değişik nedenlerle insanların var olan antibiyotiklere karşı direnci düşüyor, bu nedenle de enfeksiyonlara bağlı hastalıklar ve ölümlerde artış var.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün gazetesinde <strong>Ali Atıf Bir&#8217;</strong> in yazısı:</p><p>Biz hastaneleri düzelttik, ilaçları ucuzlattık diye sevinelim (buradaki çabayı küçümsemiyorum) Avrupa&#8217;daki hükümetlerin ve ABD hükümetinin kaygısı başka&#8230;<br
/> Değişik nedenlerle insanların var olan antibiyotiklere karşı direnci düşüyor, bu nedenle de enfeksiyonlara bağlı hastalıklar ve ölümlerde artış var.</p><p>Hesaplara göre var olan antibiyotiklere dirençli bakterilerin yarattığı verimlilik kayıpları ve hastalıkların maliyeti 1,5 milyar dolar.</p><p>Ancak ilaç şirketleri kârlı olmadığı için yeni antibiyotik araştırması yapmaya pek istekli değiller.</p><p>Önemli bir nokta da antibiyotiklerin kolesterol ilaçları gibi diğer ilaçların yanında daha kârsız oluşu. Çünkü bir antibiyotik en fazla iki hafta kullanılırken kolesterol ilaçları ömür boyu kullanılıyor.</p><p>Örneğin ABD&#8217;de 1983 ve 1992 yılları arasında patenti alınan antibiyotik sayısı 30. 2003&#8242;ten sonra aynı konuda alınan patent sayısı ise 7.</p><p>Ancak hükümetler bu konuda oldukça endişeliler ve çeşitli komisyonlar eliyle ilaç firmalarına baskı yapıyor ve antibiyotik araştırmalarına daha fazla bütçe ayrılmasını sağlamaya çalışıyorlar.</p><p>Örneğin 8 Mayıs&#8217;ta Avrupa Tıbbi İlaçlar Derneği, Avrupa Komisyonu ile birlikte antibiyotik araştırmalarına 760 milyon dolar ayrılacağını ve araştırmaların ayrıntılarını açıkladı.</p><p>Bizde mi?</p><p>Bizde ilaç firmalarının zaten doğru dürüst Ar-Ge&#8217;ye para ayırdıkları yok. Bizde ilaç sanayindeki Ar-Ge &#8220;arakla gel&#8221; şeklinde özetlenebilir. Yurtdışında ilaç bulunuyor. Belirli bir süre sonra onun benzeri Türkiye&#8217;de çıkıyor ve daha ucuz şekilde hastalara ulaşıyor. Burada bir sorun yok. İmovasyon her yerde uygun bir strateji.</p><p>Önemli olan ilaç geliştirildikten sonra taklidinin yasak olduğu dönemde Türk hastaların nasıl iyileşeceği&#8230;</p><p>Neden?</p><p>Çünkü ilaç firmaları &#8220;ederinin altında fiyatlama&#8221; nedeniyle yeni bulunan ilaçları Türkiye&#8217;ye getirmeme kararındalar.</p><p>Yeni antibiyotik geliştirmek bu kadar pahalı ve alternatif maliyeti yüksek bir şey olunca da kuşkusuz öncelikle yeni antibiyotikler Türkiye&#8217;ye girmeyecektir.</p><p>Bu ne demektir?</p><p>Bazılarımız dünyada tedavisi olduğu halde bazı bakteriler nedeniyle hastalanacak hatta ölebilecektir.</p><p>Yani?</p><p>Hükümet ilaç fiyat politikasını bir kez daha gözden geçirse iyi olur. İlaçta ucuzluk kısa dönemde oy getirebilir ama uzun dönemde sağlıklı topluma ulaşmada büyük sıkıntılar yaratır.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/misafir-yazar/ilactaki-kriz/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>ÇOK ACELE CESET ARANIYOR</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/haftanin-haberi/cok-acele-ceset-araniyor/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/haftanin-haberi/cok-acele-ceset-araniyor/#comments</comments> <pubDate>Wed, 16 May 2012 22:16:29 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[HABERİNİZ OLSUN]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12301</guid> <description><![CDATA[Tıp fakültelerinde yaşanan kadavra krizi devam ediyor. Kadavra bağışının yok denecek kadar az olması, sahipsiz cenazelerin savcılar tarafından verilmemesi ve yurt dışından ithalin yasak olması nedeniyle tıp fakültesi öğrencileri kadavra görmeden mezun oluyorlar.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye gazetesinde<strong> Salih Bilici&#8217;</strong> nin haberi:</p><p>Tıp fakültelerinde yaşanan kadavra krizi devam ediyor. Kadavra bağışının yok denecek kadar az olması, sahipsiz cenazelerin savcılar tarafından verilmemesi ve yurt dışından ithalin yasak olması nedeniyle tıp fakültesi öğrencileri kadavra görmeden mezun oluyorlar.</p><p>Geleceğin doktorları plastik maketler üzerinden eğitim görüyorlar. Pek çok üniversitede uzman doktor ve cerrahlar bile üzerinde çalışacakları kadavra bulamıyorlar.</p><p><strong>700 KADAVRAYA İHTİYAÇ VAR</strong><br
/> Klinik Anatomi Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Çelik, “77 Tıp Fakültesinde toplam 7 bin öğrenci var. Her 10 öğrenciye bir kadavra düştüğünü hesaplarsak en az 700 kadavraya ihtiyaç var. Ancak şuanda 4-5 tıp fakültesi dışında yeterli kadavra yok” dedi.</p><p>Cumhuriyet savcılarının sahipsiz cenazeleri vermediklerini ifade eden Çelik, şunları söyledi: “Sahipsiz cenazelerin verilmesiyle ilgili yönetmelik olmasına rağmen Cumhuriyet savcıları bunları bize vermiyor. Adli Tıp Kurumları cumhuriyet savcılarının izni olmadığı için sahipsiz cenazeleri defnetmek zorunda kalıyor. Sadece İstanbul’da her ay 55 sahipsiz cenaze olduğu söyleniyor.</p><p>Türkiye’deki tüm sahipsiz cenazeleri alabilsek ihtiyacımız karşılanır. Sahipsiz cenazelerin verilmesini zorunlu hale getirilmesi için Adalet Bakanı ile görüşeceğiz. Bağış yoluyla ihtiyacımız karşılanacak gibi değil. Ayrıca baba bedenini bağışlasa bile çocukları ‘babamız bağışladı ama biz vermek istemiyoruz’ diyebiliyorlar.”</p><p><strong>GÜL’DEN DESTEK İSTENECEK</strong><br
/> Bağışı için Cumhurbaşkanı Gül’den kampanyayı başlatmasını isteyeceklerini belirten Prof. Dr. Çelik, “Sayın Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra ben de bedenimi bağışlayacağım” dedi.</p><p><strong>KENDİNİ BAĞIŞLAYAN ÜNLÜLER</strong><br
/> 2001 yılında ölen devlet sanatçısı Hikmet Şimşek ve beyin cerrahisi alanında dünyanın en önemli isimleri arasında gösterilen Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil bedenlerini anatomik araştırmalar için bağışlamıştı.</p><p>Tıp fakültelerinde yaşanan kadavra krizi devam ediyor. Kadavra bağışının yok denecek kadar az olması, sahipsiz cenazelerin savcılar tarafından verilmemesi ve yurt dışından ithalin yasak olması nedeniyle tıp fakültesi öğrencileri kadavra görmeden mezun oluyorlar. Geleceğin doktorları plastik maketler üzerinden eğitim görüyorlar. Pek çok üniversitede uzman doktor ve cerrahlar bile üzerinde çalışacakları kadavra bulamıyorlar.</p><p><strong>GÜL’DEN DESTEK İSTENECEK</strong><br
/> Bağışı için Cumhurbaşkanı Gül’den kampanyayı başlatmasını isteyeceklerini belirten Prof. Dr. Çelik, “Sayın Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra ben de bedenimi bağışlayacağım” dedi.</p><p><strong>KENDİNİ BAĞIŞLAYAN ÜNLÜLER</strong><br
/> 2001 yılında ölen devlet sanatçısı Hikmet Şimşek ve beyin cerrahisi alanında dünyanın en önemli isimleri arasında gösterilen Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil bedenlerini anatomik araştırmalar için bağışlamıştı.</p><p><strong>DOKTORUN CANLI OBJEYİ ELLEMESİ LAZIM</strong><br
/> İyi bir tıp eğitimi için kadavranın olmazsa olmaz şart olduğunu belirten Klinik Anatomi Derneği Başkanı Prof. Dr. Hamdi Çelik, “Plastik maketler üzerinde tıp eğitimi olmaz, mümkün değil. Mutlaka doktorun eliyle objeye dokunması lazım. Cerrahlar, uzmanlar ve diş hekimleri için bu çok önemli” diye konuştu.</p><p><strong>Kadavra fiyatları el yakıyor</strong><br
/> Türkiye’de kadavra bağışına dinen sıcak bakılmadığı için ihtiyacın yurt içinden karşılanamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Çelik, “En mantıklısı yurt dışından ithal etmek. Ancak ona da Sağlık Bakanlığı, ‘insan tacirliğine girer, önüne gelen ölü getirir’ diye izin vermiyor.</p><p>Dışarıdan getirilen kadavra fiyatları 1500 euro ile 25 bin euro arasında değişiyor” dedi. Çin’de katledilen Uygur Türklerin kadavra olarak satıldığını da anlatan Hamdi Çelik, “Avrupa’da ise cenaze masraflarından kurtulmak için bağış yapıldığından sıkıntı yaşanmıyor” dedi.</p><p>Dr. Yahya Bedir ise Almanya’nın Hindistan ve Çin gibi ülkelerde ucuza aldığı kadavraları parça organ olarak başka ülkelere sattığını belirterek, “Hindistan ve Çin gibi ülkelerde insanlar cenaze yakma işlemleriyle uğraşmamak için ölülerini 1000 dolar karşılığında belediyelere satıyorlar. Belediyeler de bu kadavraları Avrupa ülkelerine satıyor” dedi.</p><p><strong>KAYNAK:</strong> <a
href="http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?newsid=12505">http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?newsid=12505</a></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/17/haftanin-haberi/cok-acele-ceset-araniyor/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>GENÇ HEMŞİRELERİN BİR DİLEĞİ VAR</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/bir-tavsiye/genc-hemsire-arkadaslarimizin-dilegi/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/bir-tavsiye/genc-hemsire-arkadaslarimizin-dilegi/#comments</comments> <pubDate>Wed, 16 May 2012 20:09:32 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[BİR TAVSİYE]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12294</guid> <description><![CDATA[Hükümet 2007 yılında yeni hemşirelik yasasını kabul ederken 5 yıl sonra Sağlık Meslek Liselerini kapatmaya söz verdi. Bu sözlerini tutmalarını ve hemşirelerin kendilerine olan güvenini sarsmamalarını istiyorum. Mezun olduğumuzda diplomalarımız ile hak ettiğimiz ünvanları alarak çalışmak istiyorum.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta &#8220;<strong>Hemşirelik Haftası</strong>&#8220;.</p><p>Önce, sağlık hizmetlerinin fedakâr işçileri ve biz hekimlerin &#8220;<strong>baş tacı</strong>&#8221; çok değerli arkadaşlarımızı tebrik ediyor, onlara sağlık ve mutluluklar diliyorum.</p><p>Hemşirelerin çoğu zaman kıymetleri bilinmez, yaptıkları iş küçümsenir ama hemşirelik hastanın ateşine bakmanın, tansiyonunu ölçmenin, iğnesini yapmanın, ilacını içirmenin çok ötesinde “<strong>mukaddes</strong>” bir iştir.</p><p>Sağlık hizmetlerinin başarılı yürümesinde hemşire arkadaşlarımızın payı ve emeği çok büyüktür.</p><p>Bu hafta pek çok genç hemşire arkadaşımdan mektuplar aldım.</p><p>Onlardan ikisini sizin de okumanızı istiyorum.</p><p><strong>İlk mektup:</strong></p><p>Hükümet 2007 yılında yeni hemşirelik yasasını kabul ederken 5 yıl sonra Sağlık Meslek Liselerini kapatmaya söz verdi. Bu sözlerini tutmalarını ve hemşirelerin kendilerine olan güvenini sarsmamalarını istiyorum.</p><p>Mezun olduğumuzda diplomalarımız ile hak ettiğimiz ünvanları alarak çalışmak istiyorum.</p><p>Fakülte mezunu hemşireyken farklı kadrolarda çalıştırılmak istemiyorum. Farklı meslek mensuplarının da hemşire gibi çalıştırılmasını istemiyorum.</p><p> Ülkemizde hemşire açığı olduğu söylenirken pek çok üniversite mezunu hemşire işsiz. Bu çelişkiyi anlayamıyorum. Kadro açıp doğru istihdam yapılmasını istiyorum.</p><p>Özel hastanelerin ucuz eleman bulma politikasına sağlık sistemimiz alet olmamalı. Bu niyeti besleyen yabancı hemşire ithal etme düşünceleri ancak ticari amaçlara hizmet edebilir, fakat bu arada en çok toplum sağlığı ve sonra da hemşirelik mesleği zarar görür. Biz 4 sene süren zorlu bir üniversite eğitimini, toplumumuzu ve hastalarımızı tanıyarak tamamladık. Bu bilgi ve becerimizi toplumumuzun, insanlarımızın sağlığını iyileştirme yolunda kullanmak istiyoruz.”</p><p>İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi öğrencisiyim ve bir hafta sonra mezun olacağım. Yani toplumumuzun sağlığı bize emanet ediliyor. Bu nedenle lutfen sesime kulak verin. Üstelik bu hafta hemşirelik haftası, sesimize ve dileklerimize daha duyarlı olmanızı ve yazılarınızda hiç olmazsa bu hafta topluma bizimle ilgili olumlu mesajlar vermenizi diliyorum.</p><p><strong>İkinci mektup:</strong></p><p>Hemşirelik zor, çok zor bir meslek!</p><p>- Hasta ve bakıma ihtiyacı olan bireylerle fiziksel, psikolojik yük altında kalarak çalışırsınız. Bu herkesin başaramayacağı, ağır bir görevdir.</p><p>- Geceniz gündüzünüz karışır! Düzensiz yaşamın ve uykunun hastalık riskini arttırdığı kanıtlanmıştır ama insan hayatına katkı sağlayan bu mesleğin gece de sürüdürülmesi gerekir ve bunu hemşire yapmak zorundadır.</p><p>- Eğitimi pek çok alana göre daha ağırdır. Üniversite ortamında diğer arkadaşlarınız daha fazla sosyal hayata sahipken, siz okuyarak, araştırarak ve bizzat hastanede hasta ile uygulama yaparak, sosyal hayatınızdan taviz vererek eğitim görürsünüz. Karşılığı yine bir diplomadır, daha fazlası değil! Ama HEMŞİRE olursunuz.</p><p>- Fakat toplum da sizi doğru tanımaz, ne yaptığınızı bilmez, ya da yanlış bilir. Ancak hastalandığında hemşirenin sadece iğne yapıp tansiyon ölçmediğini, onun yaşamının her alanını iyileştirecek fonksiyonları olduğunu yaşayarak öğrenir.</p><p>Toplumun her kesiminin köyünden kentine, okuryazar olmayanından eğitimlisine, sıradan vatandaşından politikacısına kadar herkesin hemşireyi doğru anlamasını ve hak ettiği saygıyı göstermesini diliyorum.</p><p>Ben dört sene süren zorlu bir üniversite eğitiminden sonra hemşire oluyorum. Beni anlamanızı ve sağlığınıza olumlu katkı verebilmem için sizin de bana hak ettiğim değeri vermenizi diliyorum.</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/bir-tavsiye/genc-hemsire-arkadaslarimizin-dilegi/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>SAĞLIK KURUMLARININ YÖNETİMİNİN LİDERİ HEKİM OLMALIDIR</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/etibba-diyor-ki/saglik-kurumlarinin-yonetiminin-lideri-hekim-olmalidir/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/etibba-diyor-ki/saglik-kurumlarinin-yonetiminin-lideri-hekim-olmalidir/#comments</comments> <pubDate>Wed, 16 May 2012 16:12:22 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[ETİBBA DİYOR Kİ]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12290</guid> <description><![CDATA[Bir sağlık kurumunun lideri, tartışmasız, bir hekim olmalıdır. Bu konuda Batı dünyasında yıllar öncesinde “modern” bir hareket olarak başlamış olan, hekimden profesyonel yöneticiye olan değişim beklenen başarıyı gösteremeyince çoktan geri dönmeye başladı.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Sağlık Merkezi, Tıbbi  Tıbbi Hizmetler Direktörü <strong>Metin Çakmakçı&#8217;</strong> nın Medimagazin&#8217; deki yazısı:</p><p>Bir <strong>sağlık kurumunun lideri, tartışmasız, bir hekim</strong> olmalıdır. Bu konuda Batı dünyasında yıllar öncesinde “modern” bir hareket olarak başlamış olan, hekimden profesyonel yöneticiye olan değişim beklenen başarıyı gösteremeyince çoktan geri dönmeye başladı.</p><p>Halen, örneğin ABD’de hastanelerin çoğunda (%95-96’sında) tepe yönetici olarak tıbbi bir eğitimi olmayan bir profesyonel yönetici olsa da iddialı ve en iyi hastanelerde artık bakış açısı değişmiş durumdadır. Biz şimdi -en azından kamuda- ne yazık ki hekimden profesyonel yöneticiye geçmeye çalışıyoruz. Ne yazık ki faz farkını burada da kaçırmış olacağız.</p><p><strong>Hekim</strong> -gerekli yönetim becerileri eğitimi ve deneyimi olmak koşuluyla- <strong>bir sağlık kurumunu daha iyi yönetebilmektedir</strong>. Asında doğru tanımıyla, <strong>“&#8230;bir sağlık kurumuna daha nitelikli liderlik yapabilmektedir”</strong> demek gerekir. Çünkü kurumun yaptığı esas işe (İngilizde tanımıyle “core business”e) -yani sağlık hizmet üretimine- eğitim ve deneyimi gereği hakimdir, bu konuda derin ve sezgisel bilgiye sahiptir. Sorunlarıyla, çözüm yollarıyla karmaşık bu hizmetin iç yüzüne, ilişkilere ve oyuncularına hakimdir ve bu nedenle doğru kararları vermesi ve kurumsal stratejiyi daha iyi belirlemesi mümkündür. Ayrıca bir hekimin hem kurum içerisinden hem dışından lider olarak kabullenilmesi çok daha doğaldır. Yönetilmesi gereken diğer, çoğu destek işi olan alanlar, örneğin insan kaynaklarının yönetilmesi, pazarlama ve fiyatlandırmanın, mali süreçlerin yönetilmesi, bütçenin izlenmesi, teknik alt yapının sürdürülmesi, satınalmanın yürütülmesi, bilgi teknolojileri ve benzeri işler yetkilendirilebilecek ve devredilebilecek işlerdir. Yani, salt yönetim becerisine sahip olmak artık değerli değildir.</p><p>Bu söylediklerime kanıt olarak profesyonel yönetici yapısına yıllar önce ilk geçen ABD’de ülkenin en iyi hastanelerini şu anda kimin yönettiğine bakmak gerekir. Bilimsel bir takım -kalite, tıbbi sonuçlar, hasta güvenliği, altyapı ve kapasite verisi gibi- bilgilerin dikkate alınması ile U.S. News and World Report dergisi tarafından hazırlanan ve en son Haziran 2011’de yayınlanmış olan “<strong>2011/2012 Amerikanın en iyi hastaneleri</strong>” araştırmasında 6500 içerisinde yalnızca 17 hastane, birden çok uzmanlık alanında olağanüstü başarı nedeniyle “<em>Honor Roll</em>” sınıfına yükselmiştir. Bu hastaneler sırasıyla şunlardır:</p><p>1.    Johns Hopkins Hospital, Baltimore<br
/> 2.    Massachusetts General Hospital, Boston<br
/> 3.    Mayo Clinic, Rochester, Minn.<br
/> 4.    Cleveland Clinic, Cleveland, OH<br
/> 5.    Ronald Reagan UCLA Medical Center, Los Angeles<br
/> 6.    New York-Presbyterian University Hospital of Columbia and Cornell,<br
/> 7.    UCSF Medical Center, San Francisco<br
/> 8.    Brigham and Women&#8217;s Hospital, Boston<br
/> 9.    Duke University Medical Center, Durham, N.C.<br
/> 10.  Hospital of the University of Pennsylvania, Philadelphia<br
/> 11.  Barnes-Jewish Hospital/Washington University, St. Louis<br
/> 12.  UPMC-University of Pittsburgh Medical Center, Pittsburgh<br
/> 13.  University of Washington Medical Center, Seattle<br
/> 14.  University of Michigan Hospitals and Health Centers, Ann Arbor<br
/> 15.  Vanderbilt University Medical Center, Nashville<br
/> 16.  Mount Sinai Medical Center, New York<br
/> 17.  Stanford Hospital and Clinics, Stanford, California</p><p>Bunların üçü dışında (University of Pennsylvania, Barnes-Jewish Hospital ve Stanford Hospital) kalan <strong>14’ünün tepe yöneticisi</strong>, yani CEO’su bir <strong>hekimdir</strong>. Ayrıca, Baylor, Ohio State, Children’s Hospital of Philadelphia, Lahey Clinic, Memorial Sloan-Kettering Cancer Center, The Methodist Hospital, Texas Medical Center ve listeyi uzatmamak için saymadığım en iyi hastaneleri “profesyonel yönetici” değil, “profesyonel bir hekim” yönetmektedir. Bu durumu, neden ve sonuçlarını iyi analiz etmek gerekir.</p><p>Nitekim, bu verileri de dikkate alınarak yapılmış olan bir çalışma (<em>A.H.Goodall. Physician-leaders and hospital performance: Is there an association, </em><em>Social Science &amp; Medicine</em>, Volume 73, Issue 4, Pages 535-539, <em>July 2011</em>) <strong>hekim liderliğindeki Amerikan hastanelerinin kalite puanlarının hekim olmayan bir yöneticinin yönettiği hastanelere oranla belirgin olarak daha yüksek</strong> olduğunu göstermektedir.</p><p>McKinsey ve London School of Economics and Political Science’ın İngiltere’de yaptıkları bir araştırmada (<em>PJ Castro et al. A healthier health care system for the United Kingdom, The McKinsey Quarterly, February 2008</em>) <strong>hastanelerdeki yönetim uygulamalarının daha iyi sağlık hizmeti ve hastane verimliliği ile doğrudan ilişkili olduğunu, işletme etkinliği, insan kaynakları ve performans yönetiminin hastanedeki enfeksiyon oranları, yeniden yatış oranları, hasta ve çalışan memnuniyeti ve gelir ile paralel</strong> gittiğini göstermiştir. Araştırmada bütün bu ilişkili parametrelerin <strong>güçlü bir hekim liderliği ile iyileştiği </strong>kanıtlanmıştır.</p><p><strong> KAYNAK:</strong> <a
href="http://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-saglik-kurumlarinin-yonetiminin-lideri-hekim-olmalidir-2-12-43433.html">http://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-saglik-kurumlarinin-yonetiminin-lideri-hekim-olmalidir-2-12-43433.html</a></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/etibba-diyor-ki/saglik-kurumlarinin-yonetiminin-lideri-hekim-olmalidir/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>DNA HİÇBİR ŞEYMİŞ!</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/misafir-yazar/dna-hicbir-seymis/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/misafir-yazar/dna-hicbir-seymis/#comments</comments> <pubDate>Wed, 16 May 2012 16:06:38 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12286</guid> <description><![CDATA[Ben meraklıyımdır… Hatta çok meraklıyımdır… İnsanlara, öykülerine, farklı hayatlara, hayatın ve ölümün anlamına, daha çok nasıl mutlu oluruza, bize sunulana ne katabileceğimize, tüm sorulara, tüm cevaplara, benden önce yaşayanlara, benden sonra olacaklara.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Vatan gazetesinde Sanem Altan&#8217; ın yazısı:</p><div
id="divAdnetKeyword">Ben meraklıyımdır…</div><p>Hatta çok meraklıyımdır…</p><p>İnsanlara, öykülerine, farklı hayatlara, hayatın ve ölümün anlamına, daha çok nasıl mutlu oluruza, bize sunulana ne katabileceğimize, tüm sorulara, tüm cevaplara, benden önce yaşayanlara, benden sonra olacaklara.</p><p>Sık sık kafamda sorular dolaşır, ben de onların peşinden dünyayı dolaşırım.</p><p>Bugünlerde de şu var aklımda, epigenetik…</p><p>Ona rastladığım günden beri onu düşünüyorum.</p><p>Epigenetik, “DNA dizisindeki değişikliklerden kaynaklanmayan ama aynı zamanda ırsi olan, gen ifadesi değişikliklerini inceleyen bilim dalı.”</p><p>Öyle yazıyor internette…</p><p>Irsi olup genetik olmayan yani…</p><p>Çekici değil mi?</p><p>Genlerimizle bize geçmeyen ama atalarımızdan gelen, bizi biz yapan özellikler…</p><p>***</p><p>İnternette dolaşırken psikoterapist Mehmet Zararsızoğlu’nun sitesinde bununla ilgili bir makaleye rastladım.</p><p>Diyor ki ‘Epigenetik, bugünkü bilimsel bilgilerin tersine 30.000 değil, 22.000 civarında olduğunu ispat ettiği genlerimizin değişebileceğini bilimsel verilerle kanıtlıyor.</p><p>Genlerin en kuvvetli bir şekilde özellikle hücrelerin çok genç olduğu üç dönemde kuvvetle değişebileceğini ispat ediyor. Birinci dönem anne karnında fetüs süreci, ikinci dönem doğum sonrası ilk üç yaş ve üçüncü dönem ise ergenlik.</p><p>Epigenetik uzmanları genlerimizin çok hareketli ve uyumlu olduğu ve çevre ile sürekli bir iletişim içinde olduklarını söylüyor. Gelinen nokta, genler ile spesifik hastalıklar arasında sıkça bir bağlantı olmadığı, aksine beyindeki epigenetik şebekede bir bozukluğun hastalıkları oluşturduğu yönündedir.</p><p>Epigenetik özellikle insan ilişkilerinin ve bu ilişkilerin nasıl sürdürüldüğünün, bunlara bağlı oluşan duygu ve davranış hallerinin genlerimizi değiştirdiği yönündedir.</p><p>İşte bu durumun devrim niteliğinde bir bilgi olduğuna asla kuşku duymuyorum.’</p><p>***</p><p>Bunu okuyunca Mehmet Zararsızoğlu’nun sitesinde gezinmeye başladım.</p><p>Hangi başlığı tıklayıp okumaya başlasam bir başka dünyaya daldım.</p><p>Ve sonunda geçtiğimiz hafta sonu Mehmet Zararsızoğlu’nun Aile Dizimi denen semineri olduğunu gördüm ve hiç tereddütsüz telefon edip katılmak için kaydoldum.</p><p>Aile dizimi, ruhsal sorunların da genetik olarak kuşaktan kuşağa geçtiğini söyleyen bir kuram…</p><p>Alman psikoterapist Bert Hellinger’in bulduğu bu anlayışın öncülüğünü burada Mehmet Zararsızoğlu yapıyor… Ve binlerce insanı bununla iyileştiriyor.</p><p>Hiç tanımadığınız bir aile büyüğünün travması yüz yıl sonra bile sizin hayatınızda ortaya çıkabiliyor…</p><p>Hastalığınızın nedeni olabiliyor…</p><p>Epigenetiğin de söylediği gibi, hastalığı yapan genler değil, o genleri etkileyen duygular.</p><p>***</p><p>Anneler Günü’ne denk gelen iki günlük seminerin konusu ilişkilerdi.</p><p>Zararsızoğlu yaptığı dizimlerle neden hepimizin ilişkilerinde tıkanıklıklar, tekrarlanan sorunlar olduğunu anlattı.</p><p>Ve hayatın en önemli ‘sorununun’ anne olduğunu gösterdi.</p><p>Kızımı, kendimi, annemi, annemin de annesini ve hatta annemin annesinin annesini anlamam için harika bir Anneler Günü hediyesi oldu Mehmet Zararsızoğlu’nun aile dizimine katılmak.</p><p>Annesini olduğu gibi kabul edemeyen hiç kimse sağlıklı bir kadın-erkek ilişkisi kuramıyor.</p><p>Hatta annenin reddi migrene yol açıyor.</p><p>Babanın reddi alkolizm yapıyor.</p><p>Anne babaya saygı eksikliği kanser nedeni oluyor.</p><p>Genetikle duyguların ilişkisini merak edip okumaya devam edeceğim.</p><p>O iki günlük seminerde gördüklerim, merakın iyi bir şey olduğunu bir kez daha gösterdi bana…</p><p>Dedenizin dedesinin yaşadığı bir travma sizin hastalığınızın, ilişkilerde başarısızlığınızın, depresyon ya da huzursuzluğunuzun kaynağı olabilir.</p><p>***</p><p>Bir ailenin hatta bir sülalenin kuşaktan kuşağa aktarılan duygularını, o duyguların her kuşakta hem biçim değiştirip hem değişmesini izlemek, bu duygu akışının insanların ruh halini belirleyebileceği ihtimalini öğrenmek çok eğlenceli.</p><p>İnsanın kendisiyle, annesiyle, kızıyla ilişkilerini bu açıdan gözden geçirmesi de çok olumlu sonuçlar verebilecek gözlemlere yol açıyor.</p><p>Ama tabii en muhteşem tarafı, “Sen niye böylesin?” dediklerinde, “Valla anneannemin annesinin duyduğu suçluluk duygusuymuş” deme imkanına kavuşmak.</p><div><strong>KAYNAK:</strong> <a
href="http://haber.gazetevatan.com/Haber/450769/1/Gundem">http://haber.gazetevatan.com/Haber/450769/1/Gundem</a></div> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/misafir-yazar/dna-hicbir-seymis/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>HABERTÜRK&#8217; TE POLEN ALERJİLERİ</title><link>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/videolar/haberturk-te-polen-alerjileri/</link> <comments>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/videolar/haberturk-te-polen-alerjileri/#comments</comments> <pubDate>Wed, 16 May 2012 09:02:49 +0000</pubDate> <dc:creator>Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta</dc:creator> <category><![CDATA[VİDEOLAR]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ahmetrasimkucukusta.com/?p=12282</guid> <description><![CDATA[Habertürk' te yayınlanan ve Simge Fıstıkoğlu tarafından sunulan 1 GÜN isimli programda polen alerjileri ve çeşitli sağlık mesleleri üzerine konuştum.]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Habertürk&#8217; te yayınlanan ve Simge Fıstıkoğlu tarafından sunulan 1 GÜN isimli programda polen alerjileri ve çeşitli sağlık mesleleri üzerine konuştum.</p><p><a
href="http://tvarsivi.com/player.php?i=2012050488777">http://tvarsivi.com/player.php?i=2012050488777</a></p><p><a
href="http://tvarsivi.com/player.php?i=2012050488779">http://tvarsivi.com/player.php?i=2012050488779</a></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/05/16/videolar/haberturk-te-polen-alerjileri/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> </channel> </rss>
<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk
Page Caching using disk (user agent is rejected)
Database Caching 2/9 queries in 0.046 seconds using disk

Served from: www.ahmetrasimkucukusta.com @ 2012-05-18 18:06:40 -->
